Acılara şükretmek

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Şenol SEL tarafından paylaşıldı.

  1. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.448
    Beğeniler:
    9.012
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    ACILARA ŞÜKRETMEK



    ŞÜKÜR...

    “Gün gelecek Allah’a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum” demiştim bir arkadaşıma. Belki de hayatımın en zor günlerini yaşıyordum. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda.

    Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşım haklı çıktığımı gördü. O günlerin acı görünen olaylarımın, bana ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe “verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah’ım!” demeye başladım.

    Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma o günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım.

    “Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.

    Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

    “Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

    Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!

    Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

    “Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

    “Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.

    Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.

    “Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:

    “Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”

    Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

    “Henüz değil!”

    “Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”

    Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:

    “Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”

    “Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.

    “Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.

    “Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

    “Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”

    “Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.

    Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.

    “Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

    “Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”

    Ona “Evet” dedim.

    Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

    “Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.

    Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.

    Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.

    Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.

    Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.

    Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.

    Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”



    Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:

    “Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!

    Bana zarar vereceğini düşündüm.

    Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.

    Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.

    Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…

    Teşekkür ederim.”


    Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.

    Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek…

    ---

    Düş(ün)ebilen insanlar olmak istemez miyiz ?

    O halde her durum(d)a şükredelim [acılar(d)a bile ! ]



    M. SEVGİ ÖZER'den alıntıdır.
     
  2. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.448
    Beğeniler:
    9.012
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Aynan olmalıyım...

    Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
    Hem sakınmadan, mertce...
    Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,
    Ne şekil gelirse, öylece...
    Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
    Seni de dupduru isterim karşımda...

    Dostsan,

    Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
    Arkamdan şikayetlenme!
    Yiğit ol! Gerekirse yiğitce azarla, çekinme!
    Lâf değil, icraat beklerim senden!
    Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
    Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...

    Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
    Dil dönerken söylenmeli her şey...
    Kulak duyarken anlatılmalı...
    Göz bakarken bakmalıyım sana...
    Can sağ iken sarılmalı...
    Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
    Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....

    Hayır!

    Dirime selâm vermeyen,
    Ölüme de fazla yaklaşmasın!
    Dostsan, ölmemi bekleme!
    Haklıysam, yaşarken savun beni!
    Yaşarken yanımda ol!
    İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
    Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!
    Her söylediğimi onaylaman sart değil...
    Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
    Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
    Yadırgayabilirsin beni,
    Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...
    Kandırmanı aslâ kabul edemem!
    Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,
    Beni, bana sormadan yargılama!
    Her yediğimiz aynı olmaz belki,
    Her dakikamız birlikte geçmez...
    Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
    Agladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
    Belki her çağırdığında gelemem fakat,
    Derdine ortak ararsan, koşarım...
    Ben de herkes gibi insanım elbet,
    Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
    Senin işin bu değil!
    Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...

    Dostsan,

    Küçümsemeden, küfretmeden,
    Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
    Dinlenmek istediğinde, hic düşünme, sana özel bir limanım,

    Ama...

    Yorulduğum zamanlarda,
    Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
    Seni bir cocuk kadar saf sevebilirim
    Ve bir deli kadar art niyetsiz...
    Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
    Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
    Başkaları enayilik sayabilir,
    Baskaları akılsızlığıma yorabilir,
    Bunlari dert bile etmem, ama,
    Sen, aslında aptal olmadığımı,
    Her an, tekrar tekrar hatırla!
    Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
    Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
    Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
    Neyse, o olmalı insan...
    Kendisi olmaktan korkmamalı!
    Kendisi olmaktan kaçmamalı!
    Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
    Ben olduğum için bırakırsan beni,
    Yas da tutmam arkandan!

    Bedel mi?

    Ödemeyeceksen çıkma yola!
    İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...
    Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
    Dostsan, mevsimince yağ...
    Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
    Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
    Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
    Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
    Belki de çok geldi bunca talep...
    Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma...
    Sana fazla geldiğim ilk anda,
    Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
    Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden...
    Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,
    Gitmeye davranırsam bir gün,
    Sen de karşımda set olma!

    Dost musun?

    Öyleyse, canın canımdır,

    Yoluna baş koymaya hazırım.... ya,

    Başını da yollarımda isterim, unutma!

    AHMET VATANDAŞ.A TEŞEKKÜRLER.
     
  3. ışın yıldırım

    ışın yıldırım Kıdemli Üye

    Kayıt:
    25 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    699
    Beğeniler:
    159
    Şehir:
    istanbul
    Motosiklet:
    Henüz Yok
    çok anlamlı teşekkürler