Atatürkün yaverinden bir anı kesinlikle okuyun!

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında goksel ozdogru tarafından paylaşıldı.

  1. goksel ozdogru

    goksel ozdogru Site Müdavimi

    Kayıt:
    20 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.457
    Beğeniler:
    562
    Şehir:
    ankara
    Motosiklet:
    Honda
    Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
    Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
    - Merhaba nine.
    Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
    - Merhaba dedi.
    - Nereden gelip nereye gidiyorsun?
    Kadın şöyle bir duralayıp;
    - Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi?
    Paşa gülümsedi.
    - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
    Kadın başını salladı.
    - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
    - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
    - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâ vur
    harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angaraya, giceleyin
    geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agsamdan belli böyle kendimi ordan
    oraya vurup duruyom bey.
    - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.
    - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
    Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duy gulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;
    - Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir. .. Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
    Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Pasa yani Atatürk işte karsında duruyor.
    Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp
    Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
    - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye
    getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
    Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kad ar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
    -'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.

    Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.'
    Bu yazıyı okurken duygulanan veya ağlayanlar varsa, hala umut var demektir..
    Ortada dolaşan saçma sapan elektronik postaları 10 kişiye yollamak yerine, bu tür yazıları herkese yollarsak belki Atamızın değeri daha çok anlaşılır. Belki bazıları da vatandaşla nasıl konuşulacağını daha iyi anlar...
    Acaba kendisini 2 kilo şekere, 5 kilo kömüre satan, bugünkü Türk insanına mı benziyor bu NİNEM..
    Yada ülkeyi babalar gibi satan siyasilere benziyor mu, ATAM...
    Ne dersiniz? ...
     
  2. Umut Karkın

    Umut Karkın Organizatör

    Kayıt:
    23 Ekim 2008
    Mesajlar:
    1.760
    Beğeniler:
    980
    Şehir:
    ANKARA
    Motosiklet:
    Aprilia
    Göksel bey böyle bir yazıyı paylaştığınız için şahsım adına teşekkür ederim...

    Büyük Atatürk 1938 de öldüğünde, bu memlekette Atatürkçülük malesef rafa kaldırıldı, şimdi ise Atatürkün adına dahi tahammül edemeyen bir idare tarafından yönetilmekteyiz.

    Söylenecek çok şey var ama faydası olurmu bilmem....

    Tekrar paylaşımınız için teşekkürler.
     
    İsmail Kurt, o.somuncu ve Ergun Erensir bunu beğendi.
  3. Recep Varlı

    Recep Varlı Site Müdavimi

    Kayıt:
    8 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.779
    Beğeniler:
    1.457
    Şehir:
    İstanbul-Bayrampaşa
    Motosiklet:
    Salcano
    neyzen teyfik çok büyükmüşsün üstad nasıl gördün atatürke dil uzatacak kadar zavallı insanların halini ellerinden saygıyla öpüyorum..

    İşgaldeki hali sakın unutma..

    Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.

    Sen anandan gene çıkardın amma..

    Baban kimdi bilemezdin serefsiz!!!
     
  4. SERVET

    SERVET Site Müdavimi

    Kayıt:
    20 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.786
    Beğeniler:
    607
    Şehir:
    İstanbul
    Motosiklet:
    BMW
    Paylasım ıcın tşk ler dostum
     
  5. ANIL

    ANIL Site Bağımlısı

    Kayıt:
    19 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    1.390
    Beğeniler:
    389
    Şehir:
    İstanbul
    Motosiklet:
    Henüz Yok
    Evet gerçekten söylenecek çok şey var fakat ne derece fayda sağlar şüpheli..
    Paylaşım için teşekkürler..
     
  6. Turgay

    Turgay Site Müdavimi

    Kayıt:
    25 Haziran 2008
    Mesajlar:
    1.499
    Beğeniler:
    846
    Şehir:
    İstanbul
    Motosiklet:
    Regal Raptor
    Çok güzel hareketler bunlar :) paylaşım için sonsuz teşekkürler..
     
    goksel ozdogru bunu beğendi.
  7. goksel ozdogru

    goksel ozdogru Site Müdavimi

    Kayıt:
    20 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.457
    Beğeniler:
    562
    Şehir:
    ankara
    Motosiklet:
    Honda
    biliyorum buda cok güzel bir dörtlük
    Neyzen Tevfik süperdir zaten
     
  8. fuat karadag

    fuat karadag Aktif Üye

    Kayıt:
    23 Aralık 2008
    Mesajlar:
    409
    Beğeniler:
    89
    atatürkü anlamak için ırak,ın durumunu bir incelemek lazım .tabii ataürkün adına bile tahammül edemeyen yöneticileri anarken atatürkün arkasına sığınıp milletin eliyle eteğiyle uğraşan muhalifleride unutmamak gerek.bu ülkede özgürlük varsa hepimiz için vardır yoksa hiç birimiz için yoktur. tabii özgürlük derken ilke ve inkılaplarada zararı olmayacak.
     
    goksel ozdogru bunu beğendi.
  9. goksel ozdogru

    goksel ozdogru Site Müdavimi

    Kayıt:
    20 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.457
    Beğeniler:
    562
    Şehir:
    ankara
    Motosiklet:
    Honda
    aynen öyle kardeşim
     
  10. Erdal Özgüner

    Erdal Özgüner Site Bağımlısı

    Kayıt:
    23 Şubat 2009
    Mesajlar:
    786
    Beğeniler:
    314
    Şehir:
    istanbul/küçükçekmece
    Motosiklet:
    Yamaha
    Emeğine sağlık Göksel arkadaş, güzel bir makale.
     
  11. fuat karadag

    fuat karadag Aktif Üye

    Kayıt:
    23 Aralık 2008
    Mesajlar:
    409
    Beğeniler:
    89
    vallaha iyi makale olmuş sahiden
     
  12. İlhan.Aydınlıoğlu

    İlhan.Aydınlıoğlu Site Bağımlısı

    Kayıt:
    29 Kasım 2007
    Mesajlar:
    531
    Beğeniler:
    320
    Şehir:
    Zonguldak
    Motosiklet:
    Henüz Yok
    Çok güzel bir makale. Emeğine sağlık, okurken çok duygulandım.
    Naçizane ben de bir makale eklemek istiyorum.
    Okuduğumda çok etkilenmiş ve bilgisayarıma kaydetmiştim.
    Umarım beğenirsiniz.

    "Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı, ötekinin uyguladığı plan sonunda Florya Köşkü'nün tüm nöbetçilerini atlatırlar ve köşkten kaçarlar...
    Altlarında, Nuri Conker'in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece'ye doğru gidiyorlardı.
    Birden Atatürk'ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.
    Atatürk şoföre durmasını söyledi.
    İndiler. Köylüye seslendi:
    "Kolay gelsin Ağa!.."
    Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:
    "Kolay gelsin"
    "İşler nasıl Ağa? Bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?" Köylü isteksiz konuştu:
    "Tanrı'nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. Kabahatin acığı bizde, acığı yukarda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi."
    "Bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?"
    "Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar."
    "Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey! Muhtara şikayet etseydin..."
    Köylü güldü:
    "Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?"
    Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:
    "Kaymakama gitseydin."
    Köylü iyice güldü.
    "Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?" dedi.
    Atatürk konuşmayı sürdürdü.
    "E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini... Onun işi bu değil mi?"
    Köylü Atatürk'ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz. Kestirip attı:
    "Bırak şu sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük. Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?"
    Atatürk sordu:
    "Adın ne senin Ağa?"
    "Halil... Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler..."
    "Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre."
    "Acık çiftimiz- çubuğumuz varken adımız ağa'ya çıkmış."
    "Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar diyorsun. Hadi kaymakam şöyle, vali öyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin?"
    "Bilmez olur muyum, beyim?"
    "Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor. Florya Köşkü'ne iniyor. Köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona... Herhalde çaresini bulurdu."
    "Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun. Ama bak şimci, tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya...Tutalım ki kodular, koskoca İsmet Paşa'mızı göstertmezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! Heç işitmez beni..."
    Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.
    "E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!" dedi
    "Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!.."
    Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.
    "Sen ne diyorsun bey?" dedi.
    "Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için Peygamber gücü gerek... Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?.."
    Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk'ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu. Konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk köylünün omuzuna elini koyarak, "Senden hoşlandım Halil Ağa" dedi.
    "Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma ara!.."
    Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.
    "Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez. Fakat bu, Devlet Baba'ya borçtur. Ödenmesi gerek... Otomobil hareket etti. Atatürk'ün canı sıkılmıştı.
    "Bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin!.." dedi. Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir keder vardı.
    "Yahu çocuk, şu Halil Ağa'nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple çift sürüyor, hala da 'Devlet Baba' diyor. Ne mübarek millet, bu millet!.."
    Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:
    "Şimdi" dedi: "İstanbul'da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..
    Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa'yı bul, onlara da haber ver." Yaver odadan çıktı. Atatürk, Nuri Conker'e döndü:
    "Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa'ya gideceksin. Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. 'Seni sevdi, sana öküz alıverecek' diye bir şeyler söyle, kandır. Kuşkulandırmadan al getir buraya."
    O akşam Atatürk'ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ'dan oluşan yirmi beş konuk vardı. Atatürk, "Bu akşam soframıza efendimiz gelecek" dedi. "Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum."
    Bir süre sonra içeri başyaver girdi ve Atatürk'ün kulağına bir şeyler söyledi.
    Atatürk "Buyursun!" dedi.
    Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu, yanı başında da İsmet Paşa'nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı. Dizlerinin bağı çözülmüştü. Atatürk onu görünce ayağa kalktı. Arkasından tüm konukları da ayağa kalktılar. Atatürk son konuğunu, "Hoş geldin Halil Ağa" diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:
    "İşte beklediğimiz, Efendimiz" dedi.
    Nuri Conker, Halil Ağa'yı Atatürk'ün sağ başına oturttu, kendisi de yanındaki sandalyeye geçti. Atatürk, sofradakilere, o gün köşkten Conker'le birlikte nasıl kaçtığını, Halil Ağa'yı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü, sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra şöyle dedi:
    "Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız. Ben sorduklarımı baştan soracağım Halil Ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak."
    Halil Ağa'ya döndü:
    "Bak beri, Halil Ağa" dedi. "Sen bu akşam benim baş misafirimsin. Senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sonra sana hiçbir zarar gelmeyecek. Öküzünü de alacağım. Ama şimdi ben tarlada sorduklarımı baştan soracağım, sen de orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın. İşte soruyorum:
    'Bakıyorum sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzün yok mu senin?" Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk'ün ayağına kapanacak oldu. Atatürk önledi:
    "Yoo, bak böyle şey istemem. Soruyorum cevap ver."
    Soru - cevap valiye kadar aynen tekrarlandı. Sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı. Ürkütücü sorulara gelmişti sıra. Atatürk sordu:
    "Peki İstanbul şuracıkta, gideydin valiye, anlataydın derdini, onun işi bu değil mi?"
    Vali Muhittin Üstündağ, Hali Ağa'nın ancak iki metre ötesinden kendisine bakıyordu. Nasıl desin? Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı:
    "Vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda. Eteğine düşsek derdimizi duyurabilir miyiz ki..."
    "Olmadı bu, Halil Ağa... Bana dediğin gibi, dosdoğru..."
    "Böyle demedik mi beyim?.."
    "Ya, ben mi yanlış anladım?.. Dur soralım bakalım Nuri\'ye. Nuri,böyle mi dedi bize Halil Ağa?"
    Nuri Conker karşılık verdi. "Hayır Paşam!.."
    "Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış. Hani bir şey dediydin sen, vali neden duymazmış?.. Aynen bana söylediğin gibi söyle."
    Halil Ağa kekeleyerek konuştu:
    "Köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır, paşam" dedi. "Kusura kalma gayri..."
    Atatürk gülmeye başladı:
    "Diplomatsın ki, yaman diplomatsın, Halil Ağa... Ama şimdi diplomatlık sırası değil, doğruyu konuşacağız... Söyle bana, orada dediğin gibi..."
    Halil Ağa gözünü yumup, başını yere eğdi:
    "Şaşırmışım, ağzımdan yanlışlıkla 'Bırak bu sağarı' diye bir laf kaçırmışım..."
    Sofrada gülüşmeler başlamıştı.
    "Hadi buna da oldu diyelim. Geçelim gerisine:
    "E, peki bir Başvekil İsmet Paşa var, bilir misin?"
    Halil Ağa İsmet Paşa'nın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:
    "Şanlı İsmet Paşamız bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün..."
    Atatürk Halil Ağa'yı durdurdu.
    "Bırak şimdi övgüleri" dedi. "Ben lafın gerisini getireyim: Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor, Florya Köşkü'ne iniyor, köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona. Herhalde bir çaresini bulurdu."
    Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi:
    "Kapıya koymazlar ya bizi, koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!.."
    Atatürk'ün sesi iyice sertleşti:
    "Beni uğraştırma, Halil Ağa" dedi. "Erkek adam sözünü yalamaz. Ne dediysen, tıpkısını tekrarlayacaksın!.."
    Halil Ağa ürktü, toparlandı. Başını yine yere gömüp konuştu:
    "Şanlı Paşamıza da sağar dedikti ya..."
    "Yalnız sağar değil, 'sağarın sağarı' değil miydi?"
    Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı:
    "Öyle dedikti paşam, doğrusun!.." diyebildi.
    Atatürk, İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi, sözü kendine getirdi.
    "Son soruyu sorayım şimdi" dedi. "Bunun da karşılığını ver, öküzünü al git."
    "Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu? Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya?"
    "Hiç bırakır mı Aslan Paşam benim!.. Erip erişir de tarlama dek gelir, halimi dinler."
    "Bırak bunları Halil Ağa, dediğini tekrarla." Halil Ağa birden diklendi.
    Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu. Atatürk'ün gözlerinin içlerine bakarak konuştu.
    "İşte bunu demem Paşam" dedi. "Ağzıma ataş doldur, işte bunu demem!"
    Atatürk gülmeye başladı:
    "Zorlatacak bizi bu Halil Ağa, laf anlamıyor." dedi. "Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için, Peygamber gücü gerek demiştin, yanılmıyorsam. 'Görsem de, işinden gücünden, yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seğirtecek' demiştin." Halil Ağa'nın gözlerinden yaşlar inmeye başladı. Taş kesilmiş, duruyordu. Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:
    "'Atatürk de işi içkiye vurmuş, sarhoşun biri' demeye getirdin ya fazla üstelemeyeyim" dedi.
    "Şimdi bak beni dinle, Halil Ağa... Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay hükümet... Yani, biri Başbakan, ötekiler de Bakan! Memlekete göz kulak olacak, işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler. Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sıvanırlar, İsviçre'den mi olur, İtalya'dan mı olur, Fransa'dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluştururlar, Türkçe'ye çevirtirler, sonra basıp imzayı gönderirler Büyük Millet Meclisi'ne... Bu Millet Meclisi dediğim, şu altı baştan senin yanına kadar olan beyler. Kanun bunlara gelir. Bunlar da 'hükümet elbette incelemiş, gerekeni düşünmüştür, benim ayrıca zorlanmama gerek yok' derler ve kaldırırlar parmaklarını, olur sana bir kanun!.. Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil Ağa'nın öküzünü çeker, satar... Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkep, bir yanda öküz, ırgalana ırgalana sürmeye çalışır. Ama üretim düşermiş, ekim zorlaşırmış, kimin umurunda... Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar, işitirim, tasalanırım! E, hakça söyle bakalım şimdi Halil Ağa... Sen benim yerimde olsan, efkar dağıtmak için, bunları bu beylerle konuşmak için içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar, sana 'sarhoş' der...\"
    Halil Ağa'nın dili çözülmüştü:
    "Öyle diyen yok haşa!.. Dinden çıkmak gibidir... Buldun mu bunu, hacısı da içer, hocası da içer..."
    Atatürk sordu:
    "Peki sen de içer misin?"
    "Hiç bulunur da içilmez olur mu, Paşam?.. İçeriz ki, tıpkı şerbet gibi!.."
    Atatürk hizmet edenlere işaret etti, kadehleri doldurttu. Kendi kadehini Halil Ağa'ya uzattı:
    "Hadi bakalım Halil Ağa" dedi. "Sağlığına içelim."
    Halil Ağa, "Koca Allah, benim ömrümden de sana pay düşürsün Paşam, sağlık düşürsün" dedikten sonra Halil Ağa, edeple başını kenara çevirdi, eline verilen kadehi bir yudumda boşaltıverdi. Yüzü kızarmış, gözleri parlıyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koyarak Atatürk'e döndü:
    "Yunan'ı denize döktün Paşam, bayrağımızı başucumuza diktin. Benim gibi bir köylü parçasını sofrana alıp içirdin, sana duaya bilem dilim dönmez ki... Nideyim ben şimdi? Bırak ki oh paşam, ayağını öpem..."
    Halil Ağa Atatürk'ün ayağını öpmek için davranınca, Atatürk onu sıkıca tuttu ve bu hareketi yapmasını önledi. Halil Ağa bu kez, Atatürk\'ün ellerine sarıldı, ellerini öpmeye başladı: "Bayrağımız gibi sen de başımızdan eksik olma inşallah! Sana her kim düşman ise, onun yeri senin ayağının altı olsun!.. Gayri bana izin, koca Paşam!.."
    "Yemek yemedin!.."
    "Yemek kolay... Meraklanır çocuklar, ben köyüme döneyim."
    Atatürk Nuri Conker'e işaret etti.
    Conker kalkıp Halil Ağa'nın yanına geldi, kalktı Halil Ağa, önce Atatürk'ü, sonra sofradakileri selamlayıp kapıya doğru edeple geri geri çekildi. Kapı kapandığı zaman Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:
    "Efendimizin halini gördünüz mü beyler?" dedi. "Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsınız? Mübarek millet bu, adam millet bu... Şimdi bu adam milletin karşısında 'adam olmak,' bize düşüyor!.."
    Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Kimse gözlerini Atatürk'ten ayıramıyordu:
    "Halil Ağa'nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa'nın öküzünü satıyor. İkisi de bence birbirinden farksız... Böyle bir kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? Eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay İstanbul'da geçiyor. Bunun Van'ı var, Bitlis'i var, kıyı bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor? Bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!.."
     
  13. o.somuncu

    o.somuncu Organizatör

    Kayıt:
    6 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    1.258
    Beğeniler:
    846
    Şehir:
    Dikili - İZMİR
    Motosiklet:
    Yamaha
    Elinize sağlık Göksel ve İlhan Beyler!..Ülkemin bir de bu günkü halini düşündüm de (hani babalar gibi satanları,pancarı,haşhaşı, ayçiçeğini,pamuğu ektirmeyip gübreye devlet katkısını kesenleri,sadece tüketmeye teşvik edenleri!..Et,balık kurumunu satıp,doğunun tek geçim kaynağı olan hayvancılığı baltalayıp onları batıya göçe zorlayıp terörü azdıranları,sömürgeciye,bölücüye çanak tutanları...daha nicelerini!...) Gözlerim yaşardı!...
     
  14. İsmail Kurt

    İsmail Kurt Aktif Üye

    Kayıt:
    3 Ekim 2008
    Mesajlar:
    369
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    istanbul
    Motosiklet:
    Keeway
    attaturk ilk dış borçla tutun fabrikası açtı bazı zavat o binayı kadir hasa verdi zengin çocuklarına eğlencelik üniversite oldu
    tövbe tövbe
    (haliç kenarındaki k.h ü )
     
    İlhan.Aydınlıoğlu bunu beğendi.
  15. goksel ozdogru

    goksel ozdogru Site Müdavimi

    Kayıt:
    20 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.457
    Beğeniler:
    562
    Şehir:
    ankara
    Motosiklet:
    Honda
    ilhan abi eline sağlık
     
    İlhan.Aydınlıoğlu bunu beğendi.
  16. Hakan Yandımata

    Hakan Yandımata Yeni Üye

    Kayıt:
    15 Mart 2009
    Mesajlar:
    15
    Beğeniler:
    5
    Şehir:
    Ankara
    Motosiklet:
    Henüz Yok
    Yeni Vizyona giren "Devrim Arabaları" filmini herkesin izlemesi gerektiğini ve yakın tarihimizin gerçeklerini görmesi gerekiyor.2. cihan harbinden sonra avrupa da ayakta ülke kalmamışken Türkiye ortaklıkla uçak fabrikası kuruyor ve bu fabrika yıllar sonra siyasi kaygı uğruna kapatılıyor.Atatürk Cumhuriyetinin o şevk ve ruhu maalesef bu gün yok.
     
    goksel ozdogru bunu beğendi.