çanakkale ile ilgili bilmediklerimiz

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Şenol SEL tarafından paylaşıldı.

  1. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    ÇANAKKALE İLE İLGİLİ BİLMEDİKLERİMİZ





    Bu makale, teknolojinin her şeyi çözeceğine inanan teknoloji budalalarına ithaf edilmiştir)

    Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak
    istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre
    el koyduğunu, tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemediklerini ve
    bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale'ye yolladıklarını
    ________________________________


    Enver Paşa'nın Alman hayranlığının bize 500 bin vatan evladına ve bir
    imparatorluğun tasfiyesine neden olduğunu, Almanlarla yapılan gizli
    anlaşmanın kabinedeki bakanlardan bile gizlendiğini, aradan yüz yıl
    geçmesine rağmen yabancı hayranlığı hastalığımızın geçmediğini, sadece
    hayran olunanların değiştiğini
    ________________________________


    Sultan Abdülhamid'in olayları kırk yıl önceden görerek Çanakkale'deki
    tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirdiğini, Bazı yeni tabyaları inşa
    ettirdiğini, O'nun yaptığı çalışmaların belki de savaşın seyrini değiştirdiğini
    ________________________________


    İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir'i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi
    ________________________________


    Avustralya'nın ve Yeni Zelanda'nın gençlerinin "Avrupa'yı Almanlardan
    kurtarmak ve Avrupa'nın özgür kalmasını sağlamak" propagandasıyla
    toplandığını, Bu gençlerin daha önce Gelibolu denilen yerin adını bile
    duymadıklarını
    ________________________________


    İkinci çıkarma için savaşa giden bir Avustralya askerine nereye gittiğini
    soran bir yaşlı adama "Türkler buraya gelip yerleşecekler, onları öldürmeye
    gidiyoruz" dediğini, bu söz üzerine yaşlı adamın binlerce kilometrekarelik
    çöle doğru baktığını ve "Eee gelsinler ne olacak ki burada yer
    çok" dediğini
    ________________________________


    Padişahın "Cihad" ilanını duyan ve Avustralya'da yaşayan iki zenci
    müslümanın, Türklerle savaşa giden birliğe ateş açtığını ve orada şehit edildiklerini, Orada bulunan ve olayı yaşayan Avustralyalıların bu olayın nedenini uzun süre anlayamadıklarını
    ________________________________


    İngiliz-Fransız donanmasının Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmediğini,
    dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak bilindiğini, bu donanmanın
    bayraklarını gören Türklerin topukları yağlayıp kaçacaklarını düşündüklerini, daha da trajik olanı bu düşünceye saplantı derecesinde inandıklarını
    ________________________________


    İngiliz-Fransız donanmasının seksen parça gemiyle boğaza saldırdığını,
    gemilerden birinin adının "Agamemnon" olduğunu, Agamemnon'un binlerce yıl
    önce Truva'ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan
    komutanının adı olduğunu
    ________________________________


    Agamemnon'un yaşadığı topraklarda doğmasına rağmen kanının son damlasına
    kadar Türk olan ve kendisini Anadolulu hisseden Mustafa KEMAL'in Çanakkale
    zaferi sonrası öldürülen Truva kahramanını "Hektor'un İntikamını Aldık"
    diyerek unutmadığımızı ve Truvalıların bizim için ne anlama geldiğini en
    güzel şekilde ifade ettiğini
    ________________________________


    İngilizlerin sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını
    sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini
    zannettiklerini, Akşam beş çayını Marmara denizinin ortasında içmeyi
    planladıklarını, İstanbul üzerine bahisler
    kurduklarını
    ________________________________


    Şair deyince insanların aklına terbiye, iman ve insanlık sahibi yüce
    kişiliklerin geldiği (Mehmet Akif ERSOY gibi), İngiliz şairlerin de –hem
    de yüksek ideallerle- savaşa katıldığını, bu ideallerini günlüklerinde
    "Lokum ve halıları yağmalamak, Ayasofya'nın çinilerini sökmek, İstanbul'un
    en güzel lokantalarında balık yemek" olarak yazdıklarını
    ________________________________


    Yüzlerce yıl Osmanlının ekmeğini yemiş olan ve Osmanlıdan sadece saygı ve hoşgörü görmüş olan gayr-i müslimlerin, İngiliz-Fransız donanmasının gelmekte olduğunu haber alınca İstanbul'da sevinç gösterileri yaptığını
    ________________________________


    Bu tehlikeli gelişmeler karşısında devleti yönetenlerin başkenti
    Eskişehir'e taşımayı düşündüğünü, hatta gerekli binaların ayarlandığını,
    gitmesi için teklif götürülen devrik Sultan Abdülhamid'in bu teklife
    şiddetle karşı çıktığını, "Biz İstanbul'u alırken Bizans İmparatoru kanının
    son damlasına kadar savaştı ve öldü Ben ondan daha mı az şerefliyim!
    Gelirlerse burada savaşır ve ölürüz" dediğini, bu sözler üzerine payitahtın
    utandığını ve İstanbul'da kalmaya karar verdiğini, Direkten dönen bu
    düşüncesizliğin belki de askerimiz üzerinde korkunç bir moral çöküntü
    yaratmış olabileceğini
    ________________________________


    Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret (Yardım)
    gemimizin kaptanının (Tophaneli Hakkı Binbaşı ) mayınları nereye ve ne zaman
    bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından
    kendisine bildirildiğini, Bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde
    Ertuğrul koyunda kıyıya paralel olarak döküldüğünü, İngilizlerin boğazı
    defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit
    edemediklerini çünkü Nusret'in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra
    sabaha karşı bıraktığını
    ________________________________


    Donanma boğazı geçmeye başladığında düşük top menzilli Fransız gemilerinin
    taktik gereği tabyalarımızı şaşırtmak için öncü atışlar yaptıklarını daha
    sonra arkalarından gelen uzun menzilli İngiliz gemilerine yol açmak için
    kenara kaydıkları Bu kayma esnasında kıyıya paralel yerleştirilen
    mayınlara çarptıklarını, büyük bir panik yaşandığını, ortalığın
    karıştığını, gemilerin birbirine girdiğini, 200 yıldır yenilmeyen dünyanın
    en büyük donanmasının iki saatte dağıldığını Türklerin batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktıklarını ve diğer gemilere ateş ettiklerini Bunu gören İngiliz komutanlarının –muhtemelen kendileri
    tersini yapmış olacakları için- olaya bir anlam veremediklerini Her
    fırsatta bize insan hakları, medeniyet, modernite tokatları patlatanların
    o gün aldıkları bu insanlık dersi karşısında şok geçirdiklerini
    ________________________________


    Edremitli Seyit Onbaşının, Topun ağzına mermi süren vinç tesisatı
    bombardımanda kullanılamaz hale gelince "Ya Allah Bismillah" diyerek üç
    tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak yatağa sürdüğünü
    ve ateşlediğini, bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı metal
    bir merdivenden çıkması gerektiğini, üçüncü atışta İngilizlerin "Ocean"
    zırhlısının dümenini parçaladığını, dümeni kırılan "Ocean"ın sarhoş bir
    serseri gibi mayınlara sürüklendiğini bir mayına çarparak havaya uçtuğunu ve yirmi dakika içinde battığını
    ________________________________


    Bu olayın ertesinde bölük komutanının Seyit Onbaşıyı çağırttığını, aynı
    mermiyi kaldırmasını istediğini ancak Seyit Onbaşının bunu
    başaramadığını Bunun üzerine Komutanın "Bu merminin tahtadan bir
    maketini getirsinler, Bu yiğidin fotoğrafını çeksinler" diye emir
    verdiğini, Bu fotoğrafın hepimizin çok iyi bildiği ve Seyit Onbaşının
    günümüze ulaşan tek fotoğrafı olduğunu
    ________________________________


    Cumhuriyet kurulduktan çok sonra Mustafa KEMAL'in Edremit'i ziyareti
    sırasında Seyit Onbaşıyı sorduğunu ve Kaymakam dahil kimsenin
    bilmediğini Kaymakamın Seyit Onbaşı'yı Mustafa KEMAL'in huzuruna
    çıkarmadan önce kılığını beğenmeyip, tıraş ettirip takım elbise
    giydirdiğini, bu olayın Mustafa KEMAL'i derinden yaraladığını Kaymakam
    dahil orada bulunan herkesi azarladığını Seyit Onbaşının ölene kadar ormancılık yaparak sefalet içinde perişan yaşadığını
    ________________________________


    Nusret Mayın gemisinin yakın zamana kadar Mersin'de demirli olduğunu ve
    ömrü dolduğu için jilet yapılmasının planlandığını, sırf bu ihtimalin bile
    Türk Milleti adına yüz kızartıcı bir utanç levhası olarak kalacağını,
    birkaç vatanseverin çırpınışıyla şimdilik bu olayın durdurulduğunu
    ____________________________________


    İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın
    taramacıları sorumlu tuttuğunu, Hepsinin kurşuna dizdirildiğini, savaş bittikten yıllar sonra her iki ordu arşivleri açıklanıp gerçekler öğrenilince bu askerlerin
    ailelerinden özür dilendiğini, tazminat ödendiğini, iade-i itibar
    yapıldığını ve şerefli birer asker olarak öldüklerini ilan ettiklerini
    ________________________________


    İngiliz-Fransız ortaklığının boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca
    onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekatı yapmaya karar verdiklerini, bunun için Mısır'da piramitlerin dibinde, sömürgelerinden getirdikleri on binlerce askeri toplayıp "Nasıl olsa orada
    Türklerle işimiz çok kolay olacak" diyerek bu askerlere baştan savma bir
    eğitim verdiklerini, Burada toplanan askerlerin 16 farklı ülkeden
    geldiğini, Aralarında Müslümanların bile olduğunu, daha sonra bu askerlerin
    savaş esnasında kandırıldıklarını anlayıp taraf değiştirdiklerini, Burada
    toplanan askerlerin büyük çoğunluğunun çapulcular gibi davrandığını, kahire
    sokaklarında yapmadıkları rezilliğin kalmadığını
    ________________________________


    Mısırda toplanan askerlerin kayıtlarını tutan bir katibin sürekli
    "Australia and New Zealand Army Company/ Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu
    Birliği" yazmaktan sıkıldığını pratik bir çözüm olarak bu kelimelerin baş
    harflerini alarak ANZAC kısaltmasını bulduğunu, bu kısaltmanın dünya tarihine geçtiğini
    ________________________________


    İngilizlerin çıkarma harekatını ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını,
    akıntı ve hava durumu dahil yaptıkları hiçbir hesabın tutmadığını,
    aralıklarla çıkmaları gereken geniş kumsala değil, dar bir koya ve
    kalabalık bir şekilde çıkmak zorunda kaldıklarını, karşılarında ise Ezineli
    Yahya Çavuş ve 62 kişilik takımı dışında hiçbir birliğimizin olmadığını
    ________________________________


    Türk ordusunun başındaki Alman Liman Von Sanders Paşa'nın çıkarma beklenen
    bölgeleri kasıtlı olarak yanlış hesapladığı, İngilizleri ve Türkleri
    olabildiğince birbirine kırdırarak İngilizlerin dikkatini bu bölgeye
    çekmeyi, bu sayede Avrupa'da savaşan Alman askerlerinin karşısında daha
    zayıf bir askeri güç olmasını ve Alman birliklerini rahatlatmayı
    amaçladığını, bu gizli hesabın her iki taraftan da 500 bin cana mal
    olduğunu, bunun ispatlanamamış bir iddia olduğunu, Tüm savaş boyunca Liman Paşanın hiçbir askeri tahmininin tutmadığını, aradan yüz yıl geçmesine rağmen bu şüphenin hala kafaları kemirdiğini
    ________________________________


    Çanakkale savaşlarındaki en büyük askeri dehaların Mustafa KEMAL ve Esat
    Paşa olduğunu, düşmanın her hamlesini doğru tahmin ettiklerini, yaptıkları
    kritik hamleler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini
    değiştirdiklerini, gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek
    güvenini ve hayranlıklarını kazandıklarını, bir işaretleriyle
    emrindekilerin hiç düşünmeden ölüme koştuklarını İngiliz ve Fransız
    Kurmaylarının bu kadar zor şartlarda çarpışan Türk ordusunun bu kadar
    akıllıca sevk ve idare edilebilmesine anlayamadıklarını, Zaten onların tüm
    savaş boyunca olan biten hiçbir şeyi anlayamadıklarını

    ________________________________


    Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin
    bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının
    eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı
    yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, neredeyse
    hiçbir mermi israfının yapılmadığını, adamların orada çakılı kaldığını, bir
    santimetre ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine
    telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli
    tüfek (!) birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören
    İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının
    onlara arkalarında ateş ederek zorla savaşmaya gönderdiklerini Havadan
    savaşın seyrini takip etmekle görevli bir İngiliz pırpır uçağının pilotunun
    kıyıdan 50 m kadar açığa kadar denizin kıpkırmızı kan ile dolduğunu
    gördüğünü, bunun hayatında gördüğü en korkunç şey olduğunu söylediğini ve
    muhtemelen aklını oynattığını
    ________________________________


     
  2. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının hepsinin orada şehit olduğunu Bu
    çarpışma ve şehadetin belki de savaşı kurtardığını, bu bölgeye çıkarma
    yapıldığını haber alan diğer birliklerin bölgeye yetişmesi için gereken
    zamanın kanla kazanıldığını

    Bir bölgeye çıkarma yapan 2000 kişilik İngiliz ve Fransız bölüğünün o
    bölgede bulunan selvi ağaçlarını Türk birliği sandıklarını, hepsinin
    kaçarak bölgeyi terk ettiklerini, bu olayın yıllar sonra kendi
    raporlarından ve yazılı kaynaklarından öğrendiğimizi, kimsenin nasıl olup
    ta 2000 kişinin aynı anda hayaller gördüğünü açıklayamadığını
    ________________________________

    Tüm çıkarma harekatı boyunca İngilizlerin yılan gibi sinsice davranmaya
    çalıştıklarını, Başta Anzak birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge
    askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandıklarını Ölümün kesin
    olduğu taarruzlarda öncü siper birlikleri olarak hep bu askerlerin kullanıldığını Mel GIBSON'un gençlik yıllarında başrol oynadığı "Gallipoli" adlı sinema filminde bu
    konuya inceden göndermeler yapıldığını
    ________________________________

    İngilizlerin tüm savaş boyunca hata üstüne hata yaptıklarını, *****ca
    kararlar aldıklarını, emir-komuta zincirlerinde sürekli kopukluklar
    olduğunu, verilen önemli emirlerin asla yerine ulaşmadığını, kimden
    geldiği belli olmayan emirlerle önemli stratejik hatalar yaptıklarını,
    mevzi ve can kaybının bu nedenle çok artığını, İngiliz savaş kaynaklarında,
    askerlerin anılarında ve araştırma eserlerinde bunun gibi yüzlerce olay
    yaşandığını
    ________________________________

    Gelibolu siper savaşlarının tarihin gördüğü en acıklı savaş olduğunu,
    on binlerce askerin savaştığı düşman askerini bir kere bile göremeden can
    verdiğini, İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun
    yağdırır gibi bombalar yağdırdıklarını, kolların bacakların havalarda uçtuğunu,
    yerin altının ve üstünün sürekli yer değiştirdiğini, her defasına "Tamam
    bu sefer canlı Türk bırakmadık" diyerek saldırıya geçtiklerini, her
    defasında Allah'tan başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamış Mehmetlerin
    kabus gibi tekrar tekrar karşılarına çıktığını
    ________________________________

    Savaş istatistiklerine göre bir m2'ye 6000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya
    savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu Havada iki merminin çarpışma
    ihtimalinin 600 milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale'de
    onlarca bulunduğunu Savaş Gazilerinin "Cehennem diye bir yer vardır
    Biz orayı gördük" dediklerini
    ________________________________

    Galatasaray Sultanisi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak
    cepheye koştuklarını, 15-16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir
    saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildiğini, Olayı
    gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığını ve ne zaman
    Çanakkale'den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını
    ________________________________

    Darü'l Fünun'un tüm son sınıf öğrencileri şehit olduğu için o sene hiç mezun
    vermediğini
    ________________________________

    Gömülemeyen ölülerin on binleri bulduğunu, ortalığın kokundan ve sineklerden
    geçilmediği, domuzun bile yaşamayacağı şartlarda askerlerin savaştığını,
    ilk ateşkesin dostluk gösterisi değil, şartların her iki taraf için de
    artık kaldırılamayacak kadar ağırlaştığı için zorunlu olarak alındığını
    İki tarafın askerlerinin o gün arkadaşlık yaptıklarını, birbirlerine
    cigara, yiyecek ve tespih, yüzük, rütbe gibi ufak tefek hediyeler
    verdiklerini, bu manzarayı gören bir Türk Subayının "gören insanın
    zalimleşeceğini, bir zaliminde insanlaşacağını" ifade ettiğini
    ________________________________

    Ortalığı basan sinekler yüzünden hiçbir yiyecek maddesinin birkaç tane
    sinek yutmadan yenilemeyeceğini, Salgın hastalıkların da savaş kadar can
    aldığını, bir İngiliz askerinin hasta arkadaşını büyük abdestini yapmak
    için tuvalet çukuruna girerken gördüğünü, oradan çıkmayınca çukura
    koştuğunu, hasta askerin bayılarak pisliklere batmış olduğunu,
    arkadaşlarının ise onu yukarı çekemeyecek kadar güçsüz kalmış olduklarını,
    bu hasta askerin kendi pisliğinde boğularak can verdiğini Çanakkale
    savaşlarına daha önce hiç bilinmeyen zeka ürünü hileler ve aldatmacalara
    başvurulduğunu, Türklerin soba borularından top bataryaları yaptığını ve bu
    şaşırtmacanın işimize çok yaradığını, askerlerin Tahta düzenekler yaparak
    siperden hiç çıkmadan tüfek atışı yapabildiklerini, bomba fırlatan düzenekler yapıldığını, İngilizlerin Türk topçusunu yanıltmak ve zaten az olan mühimmatı boşa harcatmak için tahtadan kocaman gemiler inşa edip yüzdürdüklerini Toprağın altında bile savaş olduğunu, her iki tarafın tüneller açarak düşman siperlerinin altına kadar gelip patlayıcı yerleştirdiklerini, bu şekilde iki tarafın da çok kayıp verdiğini
    ________________________________

    İkinci çıkarmadan önce İngilizlerin komutanlarını değiştirdiğini, yeni
    gelen Sopford'un emekli bir asker olduğunu, çıkarma yapıldıktan sonra uzun
    zamandır Gelibolu'da bulunan tüm subay kadrosunun şiddetli itirazlarına ve
    "Hemen şimdi saldırırsak Türkleri arkadan çevirip bu işi bitiririz, bu
    tepeler bomboş" önerilerine karşın büyük bir *****lık yaparak "Yoldan
    geldik yorgunuz Bugün dinlenelim, yarın rahat rahat savaşırız" diyerek
    askerlerine dinlenme emrini verdiğini, çıkarma yapan askerlerin bomboş
    tepeler önünde gün boyu denize girerek eğlendiğini, mangal yaparak keyif
    yaptığını
    ________________________________

    Bu sırada çıkarmayı haber alan Esat Paşa'nın Yarımadanın öbür ucunda
    bulunan birliğe düşmanı karşılama emrini verdiğini, bu komutanın ise "Askerlerim günlerdir uykusuz ve yorgun Bu şartlar altında yarımadayı yürüyerek geçemeyiz" itirazını anında o subayı görevden alarak cevaplandırdığını, yerine Anafartalar Grup komutanı olarak Mustafa KEMAL'i görevlendirdiğini, aç, yorgun ve sefil Mehmetlerin Mustafa KEMAL'in arkasından 20 saat yürüdüğünü, bu sırada İngiliz askerlerinin kıyıda mangal ve piknik yaparak dinlendiklerini, bu iki zıt ve mantıksız şartları yaşan birliklerin sabah güneşinde karşılaştıklarını, Türk askerinin mermiyle, mermi bitince süngüyle ve daha sonra kendini uçurumdan aşağı atarak vatan toprağına yapılan son saldırıyı da durdurduğunu, Conkbayırı'nın 24 saat içinde 7 kere el değiştirdiğini, bunun bir savaş değil, boğuşma olduğunu, sonunda İngilizlerin ne yaparlarsa yapsınlar bu işi başaramayacaklarını anladıklarını, İngilizlerin ve tüm işbirlikçilerinin bu işten vazgeçme kararı aldıklarını, Çanakkale seferinin son direnişinin ileride vatanı bir kere daha kurtaracak ve Cumhuriyeti kuracak olan genç liderimizi tüm dünyaya tanıttığını Müslüman ülkelerde Mustafa KEMAL'in kahraman ilan edildiğini, kartpostallarının ve posterlerinin kapış kapış satıldığını
    ________________________________

    Mustafa Kemal'in Anafartalar'da yaralandığını, kalbinin üstünde bulunan cep
    saatinin parçalandığını ve şarapnel parçasının derine girmesini
    engellediğini, bu yaranın aylarca kapanmadığını, Mustafa KEMAL'in askerin
    morali bozulmasın diye bu olayın tek şahidine sus emri verdiğini, daha
    sonra Liman Paşa'ya parçalanan saatini hatıra olarak verdiğini ve Liman
    Paşa'nın çok şaşırıp heyecanlandığını ve kendi altın köstekli cep saatini
    Mustafa KEMAL'e hediye ettiğini
    ________________________________

    Çanakkale'de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce
    yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, Ümitsiz vakalarla hiç ilgilenilmediğini ve kurtulma şansı olanlara öncelik verildiğini, Bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, "Kurtulma şansı yok" diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini
    ________________________________

    İngilizlerin kendi ifadelerine göre mükemmel bir geri çekilme planı
    yaptıklarını, hiçbir kayıp vermeden çekip gittiklerini, onların ifadesine
    göre Türklerin hiçbir şeyden haberinin olmadığını ama yine kendi
    yalanlarını kendi kaynaklarından suratlarına tükürürcesine, ger çekilme
    esnasında bizim siperlerden onların siperlerine üzerine kağıt sarılmış bir
    taş fırlatıldığını, bu kağıtta düzgün bir İngilizceyle "Gittiğinize
    üzülüyoruz, Süveyş Kanalında Görüşürüz" yazdığını Bu olayın, geri
    çekilmeden Türklerin haberleri olduğunu ama artık savaşamayacak kadar yıpranmış olduklarını ispatladığını Okuma yazma oranının yüzde beşlerde olduğu bir dönemde bizim Çanakkale'ye hangi yetişmiş evlatlarımızı yolladığımızı ve memleketin en az 100 yılını bozuk para harcar gibi harcadığımızı
    ________________________________

    Gelibolu topraklarına çıkıp, Marmara denizini görebilen sadece tek bir
    İngiliz askeri olduğunu, bu askerin aslen İrlandalı olduğunu, Türk askerini
    şaşırtmak için gece kumsala tek başına çıkıp bir sürü meşale yakarak
    çıkarma sanki oraya yapılıyormuş gibi bir kandırmaca yapmaya çalıştığını,
    bu askerin daha sonra yolunu kaybederek yarımadanın çok içerisine kadar
    girdiğini, daha sonra bir şekilde dönerek kurtulduğunu, bu olayın yıllar
    sonra askeri günlükler okununca öğrenildiğini

    ________________________________

    Savaşta Türk ordusunun tek bir pırpır uçağı olduğunu, bu uçağın arada
    sırada askere moral vermek için uçtuğunu, bu uçağın tüm birliklerimizin sevgilisi olduğunu ve ona "Tek Kuyruk" adını taktıklarını
    ________________________________

    Savaşın özellikle sonlarına doğru ordunun istihkakları azalttığını, askere
    günde sadece yarım ekmek verilebildiğini, bu ekmeğin de taş gibi kuru
    olduğunu Açlık içinde siperlerde yaşayan Mehmetlerin ayakkabı köselelerini kaynatıp çorba niyetine içmeye çalıştıklarını Eğer fedakarlık buysa bizim bildiğimiz hiçbir fedakarlığın fedakarlık olmadığını
    ________________________________

    Medeniyetin öncüsü İngilizlerin beyaz bayrak sallayan Türk askerlerini
    kurşuna dizdiğini, esir askerlerimizi tahta barakalara doldurarak
    diri diri yaktıklarını Esir alınan aç Türk esirlere maymunlara fıstık atar gibi yiyecek kırıntıları atarak eğlendiklerini Türk askerinin savaşta silahsız düşman askerini öldürmediklerini hayretle gördüklerini, bu sayede çok sayıda İngiliz ve Anzak'ın ölümden döndüğünü, bunlardan birinin sonraki yıllarda İngiltere Genel Kurmay Başkanı olduğunu, bu adamların insanlık adına ne varsa Çanakkale'de bizden öğrendiğini, savaşın sonlarına doğru az da olsa evcilleştiklerini, Çanakkale ile yapılan her belgeselde bu temanın abartıyla işlendiğini, bu savaşın kendilerine de
    büyük pay çıkararak ve yaşadıkları ağır yenilgiyi psikolojik olarak örtbas
    etmek için yapılan son centilmen (!) savaş olduğunu utanmadan söylediklerini, Türk kökenli yapılan belgesellerde inanılmaz bir İngiliz
    yalakalığı yapıldığını, Hiçbir belgeselde Çanakkale'de yaşanan olayların
    sansürsüz ve adam gibi anlatılmadığını
    ________________________________

    İngiltere ve Avustralya'nın aradan bu kadar yıl geçtikten sonra
    Gelibolu'nun küresel miras olduğunu ve uluslar arası toprak sayılmasını
    istediklerini, kendi şehitliklerinin olduğu bölgelerin ise kendi toprakları
    olarak kabul edilmesini istediklerini

    ________________________________

    Anzak günü olarak kutlanan 25 Nisan'da TV'lerde Anzak törenlerinin en ince
    ayrıntısına kadar anlatıldığını, aynı gün yapılan bu memleketin gerçek
    sahibi her görüşten Türk gençlerin 20 bin kişilik yürüyüşünün ise Türk
    TV'leri tarafından sansürlendiğini, gösterilmediğini, Atatürk'ün
    Çanakkale'de emperyalizme attığı tokat cezalandırılırcasına kendisinden
    kerhen (zoraki) bahsedildiğini
    ________________________________

    Çanakkale deniz zaferinin 91 Anma yıldönümü olan 18 Mart Gecesi, Biri
    hariç hiçbir ulusal kanalın adam gibi bir yayın yapmadığını, bu kanalın
    yayınladığı belgeselin ise prime Time bitiminden sonra (24:00)
    yayınlandığını Diğer TV'lerin belgesel ya da tartışma programı yapmak
    yerine magazin, eğlence, yarışma ve dizi film gösterimi yaptıklarını Bu
    konuyla ilgili yayın yapan diğer TV'lerin ise marjinal çizgiye sahip ulusal
    ölçekli kanallar olduğunu Gazetelerin ise
    konuya lütfen değindiklerini
    ________________________________

    Çanakkale savaşının sonuçları itibariyle hiçbir savaşla kıyaslanamayacak
    kadar Dünya'yı etkilediğini, Bir çok ülkede politik gidişi etkilediğini,
    özellikle Rusya'da Bolşevik devrimine yol açtığını Yarım milyon cesedin
    ise Gelibolu'da toprağın kimyasını değiştirdiğini ve yeşillendirdiğini
    Hâlâ toprağın altında kemikler, boş mermi kovanları ve patlamamış top
    mermileri çıktığını
    ________________________________

    Tarihin en büyük teknolojisine ulaşan ve teknolojiyle her şeyi
    halledeceklerini zannedenlerin tarihin en büyük yenilgisini aldıklarını
    Göğüs göğüse hiçbir çarpışmayı kazanamadıklarını Torunlarının güya
    bundan ders çıkarıp şimdi uzun menzilli silahlar yaptıklarını, uzaktan
    kumanda ile savaştıklarını, hiçbir uçaksavarın vuramayacağı yükseklikten
    uçan ve bombalar atan uçaklar yaptıklarını, Irak'ta bu silahlarını
    denediklerini Ne var ki göğüs göğüse çarpışmaya giriştiklerinde gene çuvalladıklarını, teknolojinin bir kere daha mağlup olduğunu
    ________________________________

    Ayrılırken hırsını alamayan İngiliz ve Avustralyalı askerlerin ölü Türk
    askerlerinin kafataslarını keserek ülkelerine götürdüklerini Bu
    yenilgiyi asla unutamayacaklarını, Bir gün mutlaka buraya yeniden
    geleceklerini Biliyor muydunuz?Bilmiyorduk tabi Nereden bileceğiz
    ki? Ders kitaplarında yazmıyordu Öğretmenlerimiz bahsetmediler Gazeteler
    yazmadı,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


    alıntıdır
     
    gueldali, Erol Ceyhan, Omer ve 4 kişi daha bunu beğendi.
  3. Emrah.Saka

    Emrah.Saka Site Bağımlısı

    Kayıt:
    3 Ekim 2008
    Mesajlar:
    465
    Beğeniler:
    522
    Şehir:
    Ankara
    Motosiklet:
    Honda
    O zamanlar topla tüfekle alamadılar ama malesef günümüzde bunu kağıt üstünde üstelik mermi yakmadan bizleri birbirine düşürerek yaptılar bile....
     
    o.somuncu bunu beğendi.
  4. Mustafa Kuş

    Mustafa Kuş Yeni Üye

    Kayıt:
    5 Mart 2009
    Mesajlar:
    5
    Beğeniler:
    0
    Ne zorluklarla kurulmuş bu ülke,
    şu halimize bakınca sizlerde garip duygulara kapılıyormusnuz. Ben adını koyamıyorum...
     
  5. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    1- İlk uçak gemisi çanakkale savaşında kullanıldı ve ilk uçak gemisini Türkler batırdı.

    2- İnsanlara karşı zehirli gaz kulllanmak yasak olduğu için, Churchill'n İngiliz parlementosunda Türkler insan sayılmaz diyerek zehirli gaz kullanma izni aldığını.

    3- İlk kez bir Türk uçağı havada makineli tüfek kullanarak, Çanakkalede düşman uçağı düşürdü.(30.10.1915 üstgm Ali Rıza bey Fransız uçağını düşürdü
    )

    4- Savaş boyunca Türkler 1 değil 21 Osmanlı uçağı kullandı. Müttefiklerin 40 uçağına karşı mücadele verdi

    5- 23 Alman havacı Çanakkalede savaştı

    6-Savaş boyunca 1 Türk uçağı vuruldu, oda inmeyi başardı, Müttefikler 22 uçak kaybetti (altısı havada, onaltısı yerde)
     
    Omer bunu beğendi.
  6. Omer

    Omer Site Müdavimi

    Kayıt:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.595
    Beğeniler:
    692
    Şehir:
    SAKARYA
    Motosiklet:
    Yamaha
    Şenol abicim ağlattın beni :(

    Bir çoğunu bildiğim halde yine ağlayarak okudum hepsini...Şimdi düşünüyorumda bu asil milletimize ne oluyor diye...?Ahh bi düşünün o gün orada ölenlerin büyük bir çoğunluğu sizin dedeleriniz değilmiydi???Şimdi kalkıp dedelerinizi öldürenlerin gönüllü uşaklığını yapıyorsunuz..!Bu laf yerine ulaşır...

    "BURADA YAZILANLARI AĞLAMADAN OKUYANLAR BİZDEN DEĞİLDİR"

    Bu kadar sert ve katı söylüyorum.Ve neredeyse hiç kullanmadığım büyük punta ile yazıyorum.Buyrun eli eren varsa değiştirsin..!

    Şenol abicim ellerinden ,gözlerinden öperim...
     
  7. Omer

    Omer Site Müdavimi

    Kayıt:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.595
    Beğeniler:
    692
    Şehir:
    SAKARYA
    Motosiklet:
    Yamaha
    Devletin ilk öğretim çağındaki çoçukları bu kutsal yerleri gezdirmesi lazım...Uzak yerlerden gelenler için yaz aylarında çadırlar kurulup çoçuklarımız burada ağırlanabilir...

    Japonlar salak mı acaba.Hiroşimayı hala çoçuklarına ibret almaları ve düşünmeleri için gezdiriyorlar...

    Devletin böyle bir uygulama yapması beyaz eşyacılık yapmasından çok daha fazla milletimiz için hayırlı olacağına inanıyorum...
     
    o.somuncu bunu beğendi.
  8. Hakan Karael

    Hakan Karael Site Müdavimi

    Kayıt:
    23 Ocak 2008
    Mesajlar:
    2.947
    Beğeniler:
    1.286
    Şehir:
    İstanbul
    Motosiklet:
    Aprilia
    şenol abi çok dokunaklı ve anlamlı bir yazı paylaşım için sağol
     
  9. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Churchill: Türkler insan değil gaz kullanılabilir!

    Savaşta Kızılay bayrağı çekmiş yaralı taşıyan bir gemimiz, yine bir hastanemiz vurulmuştu. Halbuki biz Kızılhaç gemilerine ateş etmiyorduk. Yine cephede gaz kullanarak kural tanımamışlardı. İngilizler 1. Dünya Savaşı sırasında uluslararası savaş hukukunu tamamen hiçe saymışlar, Türk askerine karşı zehirli gaz kullanmışlardır. Çanakkale’de ise yine gaz kullanmışlar, Cenevre sözleşmelerini hiçe sayarak yakaladıkları esirleri barakalara doldurup diri diri yakmışlar, hastane gemilerini ve karadaki hastaneleri de topa tutmuşlardı. Buna karşılık Osmanlı askerleri ise hastane gemilerine, yaralanıp yere düşenlere asla ateş etmemişlerdir. Bunlarla ilgili yüzlerce hatıra kendi kaynaklarında bulunmaktadır.
    Mesela Sargıyeri’nde bulunan binlerce yaralı askerimiz, Kızılay bayrağı düşman tarafından görünmesine rağmen top atışına maruz kalmış aynı anda 18 bin gazimiz şehit olmuştur. Yine şimdi Akbaş Şehitliği’nde elbiseleri ile yatan 200 Mehmetçiğimiz, yaralı vaziyette hastane gemisiyle İstanbul’a sevk edilirken, düşman gemileri tarafından bombalanarak şehit olmuşlardır. Oysa Türklerin kendi top menziline girdiği halde yaralı taşıyan düşmanın hastane gemilerine ateş etmediklerini bizzat Fransız generali Guro, hatıralarında ifade etmektedir. Avustralyalı Harold C. Newman’ın ifadeleri de şöyledir: “Savaş gemilerimiz hastahane gemisine yaklaşınca, Türk topçusu, Kızılhaç işaretini taşıyan gemiye zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu. ‘Bunlar ve benzeri olaylar, birliğimizin bütün mensupları üzerinde derin bir saygı ve sempati uyandırmakta gecikmemişti. Pek çoğumuzun düşünce ve kanaatini ifade ettiğimden emin olarak belirtmek isterim ki, Türklerin karşımızda değil, bizimle aynı safta olmalarını yürekten arzulamıştık. O dehşet verici savaş içinde bizler, Türk askerini ‘Coni Türk’ olarak tanımış ve hayranlık duymuşuzdur.” Savaşın arkasındaki beyin olan Winston Churchill, Türklere karşı zehirli gaz kullanalım teklifinde bulunmuş, ancak sağduyulu bazı İngiliz yetkilileri bu teklife karşı çıkarak “Bu bir insanlık suçu olur.” deyince, dönemin Bahriye Nazırı Churchill’in cevabı tüyler ürperticiydi: “Ama Türkler insan değil ki! Medeni olmayan (barbar) milletlere karşı gaz kullanılabilir!” Churchill’in 1919’da yazılı not olarak kağıda döktüğü görüşlerinin belgesini aşağıda.


    Bu, “Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri” (Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayını) kitabında açıkça belgelerle ortaya konmaktadır. İngilizler 19-20 Mayıs ve 2 Temmuz saldırılarında gaz kullanmışlardır. Osmanlı idaresi konuyu hariciye vekaleti kanalıyla dünyaya duyurmuş ve “Hâmî-i hak ve medeniyet geçinmek isteyen düşmanlarımıza mukabele-i bi’l-misilde bulunmak mecburiyeti hâsıl oluyor!” sözleriyle protesto etmiştir. Bu kez Alman subayları Türk askeriyesine gaz kullanmayı teklif etmiştir. Çünkü İngilizler sahilde ve alçak seviyededir, rüzgar da aleyhlerine esmektedir. Türk kurmay heyeti bunu kabul etmemiştir. Bu sırada İngiliz kurmay heyeti “Türkler de gaz saldırısında bulunacaklar” endişesiyle askerlerine gaz maskeleri dağıtmıştır. Ancak ecdadımızın cihat meydanındaki mertliğine o ana kadar şahit olan Anzaklar, “Türkler gaz kullanmazlar. Onlar temiz savaşçılardır.” diyerek gaz maskesi takmayı şiddetle reddetmişlerdir.
    “1919’da savaş bakanı olan Winston Churchill, “uygarlaşmamış kabilelere (Kürtler ve Afganlar) karşı zehirli gaz kullanılması” ihtimalinden coşkuya kapılmıştı. Hindistan Bakanlığı’nın itirazlarını “makul olmadığı” için reddetmiş ve “gaz kullanımına karşı gösterilen ‘yufka yürekliliği’ esefle karşılamıştı. Ve Hindistan Bakanlığı’nın itirazlarına karşın, RAF (Royal Air Force-Kraliyet Hava Kuvvetleri) Ortadoğu Komutanlığı’na ‘söz dinlemeyen Araplara karşı deney amacıyla’ kimyasal silah kullanma yetkisi tanımıştı. Churchill, ‘Sınırda hüküm süren kargaşanın hızlı bir şekilde sona ermesini sağlamak için var olan herhangi bir silahın kullanılmasına hiçbir koşulda karşı çıkamayız.’ açıklamasında bulunmuştu. Kimyasal silahlar, Churchill’e göre, sadece “Batı biliminin modern savaşa uygulanmasıydı.” (Bkz: Noam Chomsky, Z Magazine dergisi, Nisan 1998)
     
    Omer bunu beğendi.
  10. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi'nin Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu,dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerdenbiri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi.
    Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :
    -"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu;
    "Yavrum siz kimsiniz?",
    İçlerinden biri; "Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!.." diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.." diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı, Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı. Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.. "Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi.

    Eğildi;"Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı ." Dedi.

    C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı kitapçıktan.
     
    Erdal Özgüner ve Omer bunu beğendi.
  11. Erol Ceyhan

    Erol Ceyhan Site Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Aralık 2008
    Mesajlar:
    865
    Beğeniler:
    349
    Şehir:
    istanbul/Bayrampaşa
    Motosiklet:
    SYM
     
    Recep Varlı bunu beğendi.
  12. ibrahim KARAGÖZ

    ibrahim KARAGÖZ Üye

    Kayıt:
    24 Şubat 2009
    Mesajlar:
    212
    Beğeniler:
    22
    Şehir:
    istanbul
    Motosiklet:
    Yamaha
    bilgiler için teşekkürler
     
  13. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Çanakkalede kadın nişancılar
    Kahramanlık destanının yazıldığı Çanakkale Savaşları'nda Türk kadın savaşçılar Gelibolu Yarımadası'nın her karış toprağında yatan Mehmetçiklerin yanında göğüs göğüse çarpıştı.

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Prof.Dr. A. Mete Tunçoku, yaptığı açıklamada, daha önce inceleme fırsatı bulduğu Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde bu konuyla ilgili pek çok belgeyle karşılaştığını söyledi.

    Özellikle o dönemde askerlerin ''Keskin nişancı Türk kadınları'', ''Türk kadın savaşçıları'' konularını anlatan mektup ve günlükleriyle karşılaştığını anlatan Tunçoku, Avustralya Piyade Er J.C. Davies'in annesine yazdığı şu mektupta kahraman Türk kadın savaşçılarından bahsedildiğini anlattı:

    ''Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı, pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19-21 yaşlarında bir genç kızdı. Ölü ele geçirdiğimizde, yanında başka bir Türk'ün ölüsünü de bulduk. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı.''

    Prof. Dr. Tunçoku, Mısır'da yayınlanan ''The Egyptian Gazette'' adlı gazetede yer alan ve bir askerin İskenderiye'den ailesine yazdığı mektubunda, Türk kadın savaşçılardan şöyle bahsedildiğini söyledi:

    ''15 Ağustos 1915 pazar günü savaşa katıldık ve büyük bir tepeyi ele geçirme görevi aldık. Bu arada çok can kaybı verdik. Şarapnel parçaları, makineli tüfek mermileri yanı sıra, pusuda ateş eden keskin nişancı Türk kadın savaşçıların ateşi altında adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimkisi. Burada çarpışanların çoğu kadın ve kız. Kendilerini yeşile boyayıp, ağaç ve bodur bitkilerle uyum sağlamış.''

    Yeni Zelanda'dan savaşmak için gelen Otago Birliği'ne mensup bir askerin de savaştan sonra ülkesine döndüğünde, kendisiyle yapılan ses kayıtlı görüşme sırasında, ''Bir keskin nişancı Türk savaşçısını yakalamak için operasyon düzenlediklerini, bu nişancıyı ele geçirdiklerinde şaşırıp, kadın olduğunu gördüğünü'' söylediğini ifade eden Tunçoku, tüm bu örneklerin Çanakkale Savaşları'nda bazı kadın savaşçıların da rol aldığını, bunun bireysel bir kaç olaydan çok örgütlü bir eylem olduğu kanısına varıldığını kaydetti.

    Çanakkalede düello
    1915 Haziranı'nda, Avustralya Beşinci Hafif Süvari Alayı, kısa süre önce Chatham's Post (Genç bir subayın anısına Chatham İleri Karakolu) olarak bilinecek yerde kamp kurdu. Çoğunlukla kırsal alan çocuklarından oluşan askeri birlikte, hayatı yaban hayvanları ve atlar arasında geçmiş Er William Edward Sing (Billy Sing) de bulunuyordu. Sing'in yivli ve yivsiz tüfeklerdeki mahareti yaşadığı Queensland'de de biliniyordu, avcılık kulübünün üyesiydi. Askerde kısa sürede kendini ispat etti. O şimdi Avustralya İmparatorluk Kuvvetleri'nin nişancısıydı. Queensland'dan gelen bir diğer acemi asker Çöl Yürüyüş Kolu, Sığır Kral, Lassetter'in Son Sürücülüğü ve Avustralya tarihine ait birçok kitabın yazarı' Ion 'Jack' Idriess, döneminin en iyi dürbünüyle Sing'in gözcüsü olmuştu. Keskin nişancı Billy Sing, 'işe' koyuldu. Ölüm sessizliğinde geçen saatler, sabırlı bekleyiş, sonra genellikle her hedefe tek atış, Türk kuvvetlerine büyük kayıplar yaşatıyordu. Kısa sürede ünü yayılan Sing'in becerisi Britanyalı komutan Lord W. R. Birdwood'u ve diğer subayları çok etkilemişti. Komutanı Binbaşı Midgely insan öldürmenin kendisini nasıl etkilediğini sorduğunda, Sing büyük bir soğukkanlılıkla, 'yasadışı'ları vurmanın 'uyku kaçırmadığını' söylemişti.
    Billy Sing'in giderek sayısı artan ve 300'lere ulaşan insan avı, maç skoru gibi Anzak siper hatlarında ağızdan ağıza bir kahramanlık destanı gibi yayılırken, Türkiye'nin dört bir yanındaki evlerdeki yüreklere bir kor ateşi gibi düşüyor, ailelere çaresiz bir ağıt bırakıyordu. Dikkatsiz Türk askerleri ve acemi takviyeler de, Billy Sing gibi nişancılara kolay hedef oluyordu. Özellikle yeni gelenlerin siniri ve merakı, Avustralya siperlerini mazgalların üzerinden ölümcül bir gözetlemeye itiyordu. Sing'in ısrar ve isabetliliği ise sayıyı her geçen gün yükseltiyordu. Türklerden bir tepki gelmesi kaçınılmazdı. Bazen bir tek günde 10 Türkü vuran bu Avustralyalıya durdurmak gerekiyordu. Ağustos sonlarında bir sabah, önce çok yakın bir atış Sing'in artan güveninin sarsılmasına neden oldu. Sing ve bu defaki gözlemcisi Süvari Er Tom Sheehan, Türk siperlerini gözetliyor, korumasız kol, kafa, vücut arıyorlardı. Bir Türk nişancının bakışlarının da kendi üzerlerinde olduğundan habersizlerdi. Nihayet, Türk siperlerinden gelen bir silah sesi, Sing'in fiyakasını bozmuştu. Bu atış Sheehan'ın teleskopunu bir uçtan bir uca geçerek Avusturalyalıyı her iki elinden yaralamış, sonra ağzından girip sol yanağından çıkmıştı. Hızı kesilen mermi yine de yoluna devam ederek Sing'i sağ omzundan vurmuştu. Tek atışta iki isabet! Sing, Türk'ün maharetinden veya şansından istemeyerek etkilenmişti. Sheehan, Avustralya'ya tahliye edildi, Sing ise revire kaldırıldı.

    Türklerin, sol kanatlarını Avustralyalı nişancıdan temizlemek için yaptıkları hazırlıklar muazzamdı. (Bu gayretlerle ilgili İngiliz bilgileri, Türk esirlerine ve ölenlerin anılarından yapılan tercümelere dayanıyor.) Billy Sing'i durdurmak isteyen Türklerin, Avustralyalıların 'Feci Abdül (yakıştırma isim)' dedikleri keskin nişancıları eğitimli biriydi. Hazırlıkları profesyonelceydi. Türk hedefleri inceleyerek merminin giriş ve çıkış noktalarını belirliyor, vuruluş anındaki pozisyonları araştırıyor ve nişancının yerini belirlemeye çalışıyordu. Nihayet Avustralyalı katilin inini bulmuştu. Sabırla beklemeye başladı. İlk atışın gözcüyü bulduğundan emindi. Sıra keskin nişancıdaydı. Anzaklar kayıp vermeye başlamıştı, moraller bozulmuştu.
    Sing'in Türk nişancıyla yüzleşmesi için bir hafta geçmiş, yarası iyileşmişti. Sing'in nişan öncesi hazırlıklarını izleyen Türk, uygun bir yer belirlemişti. Her sabah şafak öncesi mevkiini alıyor, sadece gözleyerek ve bekleyerek günler geçiyordu. Bazen tahrik edici hedeflerin belirmesine rağmen Türk nişancı atış yapmadı. Avının, bu akılsız Avustralyalılar arasında olmadığını biliyordu. Fırsatçı bir atış onu ele verebilirdi. Sonunda ısrarı sonuç verdi. Gece siperine döndüğünde rakibini bulduğundan ve ertesi gün Sing'i susturacağından emindi. İki keskin nişancı karşılaşmıştı. Sing teleskopu alarak hedefe baktı, 'Feci Abdül' karşısındaydı. Pozisyonunu belli etmeden nişanını aldı, tüm dikkatine rağmen görüldüğünün farkındaydı, ilk atan hedefi bulabilirse kazanacaktı. O anda bir mermi Türkü gözlerinin arasından vurdu. Bu düellodan hemen sonra, top atışları başlamıştı. Sing ve gözcüsü mevziyi terk etti. Hemen sonra düşen bir mermi mevziyi tahrip etti. Saniyelerle kurtulan Sing'in başarıları İngiliz ve Amerikan gazetelerine konu oldu. Sir Hamilton yazılarında Sing'den bahsetti, kendisine Mümtaz Görev Madalyası ve Savaş Hacı verildi.
    Korkunç Abdül, Çanakkale Savaşı sırasındaGelibolu cephesinde Türk ve Alman askerlerini canından bezdiren Billy Sing (William Edward Sing) isimli keskin nişancıyı öldürmesi için cepheye gönderilen Türk keskin nişancı.

    Asıl kimliği kesin olarak bilinmemektedir. Anzaklar tarafından kendisine "Abdul the Terrible" lakabı takılmıştır. Türk cephesinden bir asker keskin nişancı ateşiyle öldürüldüğü zaman o bölgeye gidip kurşun giriş ve çıkış yerlerinden ve askerin duruş pozisyonundan, atışın yapıldığı açıyı hesaplamasıyla efsane haline gelmiştir. Siperine gün doğmadan yerleşip akşam gün batımına kadar hareketsiz bekler hedefi için en uygun pozisyon oluşmadan ateş etmezdi. Düşman subaylarından birini öldürdüğünde haber hemen türk cephesine yayılır, askerlerin moral bulması sağlanırdı. Son hedefi Billy Sing,nam-ı diğer "Assassin of Gallipoli" i öldürmek için siperinde bir hafta beklemiş, Billy Singi'i gördüğünde tetiğe basmış ancak Sing'in gözcüsü Sheehan'ın çenesini parçalayan kurşun Sing'in sağ omzuna saplanmıştır. Sheehan Avustralya'ya gönderilmiş, Singse bir hafta sonra cepheye geri dönmüştür. İkinci karşılaşmalarında Abdül'ün yeri bir gözcü tarafından tespit edilmiş, hemen Sing'e bildirilmiştir.Atış pozisyonu aldığı sırada hareketliliği farkeden Abdül de atış pozisyonu almış ancak tetiğe basmaya fırsat bulamadan Sing tarafından şehit edilmiştir.

    (William Edward Sing savaştan sonra evinde açlıktan ölmüştür)
     
  14. SERVET

    SERVET Site Müdavimi

    Kayıt:
    20 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.786
    Beğeniler:
    607
    Şehir:
    İstanbul
    Motosiklet:
    BMW
    cok tşk ler ustat duygulandırdın bızlerı
     
  15. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Çanakkale'den gizli kalmış fotoğraflar

    [​IMG]
    Anzak koyunda inşa edilen ve terkedilen bir itilaf kuvvetleri barınağı



    [​IMG]
    Fransız ve İngiliz gemileri tarafından bombalanan Çanakkale yerleşimleri



    [​IMG]
    Türk subayları ve gazileri



    [​IMG]
    Savaşı geriden takip eden Türk üst düzey kumandanlar



    [​IMG]
    Yaralanarak Avustralya'lılar tarafından esir alınmış bir Türk askeri



    [​IMG]
    Türk donanması denizi mayınlarla döşerken görüntülenmiş



    [​IMG]
    Alman ve Türk yetkililer gözlem yaparken düşen bir İngiliz uçağını kontrol ediyor.



    [​IMG]
    Gelibolu'da şehit olan askerlerimizin iskeletleri



    [​IMG]
    Çanakkale Boğazını savunan Osmanlı sahil güvenlik botları



    [​IMG]
    Alman askerleri havantoplarıyla beraber poz veriyor




    [​IMG]
    Çanakkale direnişinin simgelerinden Seyit Onbaşı 258 kg'lık top mermisini taşırken




    [​IMG]
    Anzak Koyu'nda inşa edilen su arıtma tesisi




    [​IMG]
    İstanbul'da resmi geçit esnasında Türk ordusu






    [​IMG]
    İngiliz bombardımanıyla yerle bir edilen bir sahil bataryası





    [​IMG]
    Boğazı koruyan 35cm'lik dev bataryalar





    [​IMG]




    [​IMG]
    Terkedilen Anzak siperlerinde Türk askerleri





    [​IMG]
    Türk esirler, Anzaklar tarafından ağır işlerde çalıştırılırken..
     
  16. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    [​IMG]





    [​IMG]
    İngiliz ve Fransızların geri çekilmesini izleyen Türk kurmayları





    [​IMG]
    125. Piyade Tümenine bağlı Türk askerleri




    [​IMG]
    Bir Türk askeri ele geçirilen İngiliz denizaltısının üzerinde poz veriyor




    [​IMG]
    Boğazı işgal etmeye çalışan İngiliz gemilerini izleyen Türk askerleri




    [​IMG]
    İngiliz ve Fransız gemilerini yararak boğazı mayınlarla döşeyen Türk gemisi ve mürettebatı




    [​IMG]
    Cephede saç traşı olan Türk askerleri




    [​IMG]
    Türk ve Alman topçu subayları bir tatbikat esnasında..




    [​IMG]
    Cepheye mühimmat taşıyan sivil halk ve askerler




    [​IMG]
    Gelibolu'ya erzak takviyesi yapan kervanlar
     
  17. gueldali

    gueldali Site Bağımlısı

    Kayıt:
    5 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    340
    Beğeniler:
    272
    Şehir:
    Ankara
    Motosiklet:
    BMW
    Muhtesem derleme icin tesekkürler...
     
  18. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Omer bunu beğendi.
  19. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.455
    Beğeniler:
    9.022
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
  20. Omer

    Omer Site Müdavimi

    Kayıt:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.595
    Beğeniler:
    692
    Şehir:
    SAKARYA
    Motosiklet:
    Yamaha
    Siyah,beyaz bir film gibi seyrettiğimiz bu olaylar gerçek.Bu video ve fotoraflardaki bir çok kişi ise vatan,özgürlük ve namusları için öldüler.Bütün hepsinin mekanı cennet olsun.Bize haklarını helal etsinler...

    Bin bir yoklukla bizlere bu cennet vatanı miras bırakan bu yüce insanlara nekadar dua etsek azdır.Şuan açık,seçik bu millete hainlik edenlerin ise Allah ne bu dünyada nede ahiretde yakalarını bir araya getirsin..!