ermenek kampı nedeniyle adana-tarsus-mersin-ermenek gezisi :)

Konu, 'Akdeniz Bölgesi Gezi ve Turları' kısmında Ali Emre Sakarya tarafından paylaşıldı.

  1. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    hamok ve enduroistte paylaştığım gezi raporunu, siz dostlar da görebilsin diye, buraya da aktarma ihtiyacı hissettim. :)

    uzun süredir, mesafeden dolayı olan bitenleri uzaktan izleyebiliyordum ancak. ama sonunda kafama koydum ve karşıma çıkan ilk fırsat olan 11-12-13 mayıs ermenek kampına katılma kararı aldım. hazır fırsatını bulmuşken birkaç gün de yıllık iznimden tırtıklayarak kısa ama keyifli bir tatil yapmış oldum.

    11 mayıs cuma günü başlayan ermenek kampına katılmak için, 9 mayıs çarşamba günü sabah erkenden yola çıktım. gerekli hazırlıkları akşamdan yapıp sabah da yapılacak ufak tefek şeylerin listesini bırakmıştım kendime! :) önceden hazırlık yapmayınca sabah şaşkınlığıyla mutlaka bir şeyleri unutuyorum! :)

    sabah 9 gibi, gideceğim mesafenin büyük bir kısmını oluşturan ama sıkıntıdan başka bir şey olmayan otoban yolculuğuma başladım. daha önceki birkaç raporumda viranşehir-urfa yolu ve otoban üzerindeki görülmeye değer birkaç şeyi anlattığım (fotoğrafladığım)için buraya koymuyorum.

    not: fotoğrafların açıklamaları üst taraflarına yazılmıştır.

    sadece rüzgarıyla ve manzarasıyla keyif veren nur dağının bir kaç fotoğrafı:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    *

    dümdüz bir yolda sabit hızda, sıkıntıdan çatlaya çatlaya ve oyalana oyalana akşam üstü adanaya ulaştım. toplamda 450 km gitmiş oldum böylelikle.

    adana içinde biraz turladıktan sonra geceyi geçireceğim öğretmen evine yerleştim. adana öğretmen evi binalar arasında kalan biraz eskice bir öğretmen evi. çok sevmedim ama uyumaktan başka bir şey yapmayacağım için de şikayet etmedim! :)

    adana merkez öğretmenevi:

    [​IMG]

    adana hep merak ettiğim bir il olmuştur. bu nedenle eşyalar odaya yerleştikten sonra kendimi attım sokaklara. ilk gözüme çarpan ve ağzımı açık bırakan yer adana merkez öğretmen evinin hemen yan caddesi boyunca ilerleyen adana merkez parkıydı. açıkcası ne böyle bir şey bekliyordum ne de hayatımda bu kadar güzel düzenlenmiş bir park gördüm. fotoğraf çekmekten ve keyif yapmaktan akşamı park da ettim! :) adananın geri kalanını dolaşmasamda olur artık!

    merkez parkdaki sabancı camisi:

    [​IMG]

    parkdan görünen ve seyhan nehrinin (benim bulunduğum konuma göre) diğer yakasında bulunan sheraton otel inşaatı:

    [​IMG]

    merkez park, 33 hektar büyüklüğündeymiş ve seyhan nehrinin (büyük bir bölümü batı tarafında olmak üzere) iki bölüm halinde kenarında yer alıyormuş. en iyisi bu kısımda vikipedia'dan alıntı yaparak parkı tanıtayım:

    -alıntı- (http://tr.wikipedia.org/wiki/Merkez_Park)

    Merkez Park, Seyhan Nehri'nin her iki yakasına kurulmuş toplam 33 hektar büyüklüğündeki şehir parkıdır.
    Güneyde Sabancı Camisi ile kuzeyde Galleria alışveriş merkezi arasında kalan park, 2004 yılında açılmıştır.

    Eskiden parkın bulunduğu alanda narenciye bahçeleri, şehir otogarı ve nehrin taşmasına karşı bırakılan boş araziler bulunuyordu. Zamanla otogar buradan taşındı. Demirköprünün güneyine Galleria alışveriş merkezi, kuzeyin Mimar Sinan Anfitiyatrosu yaptırıldı. 1998'de bölgedeki 100 ev yıkıldı ve her iki yakayı birbirine bağlayan Sinanpaşa asma köprüsü yapıldı. Park 2004'de açıldı.

    Merkez Park'ta 400.000 den fazla bitki bulunmaktadır. 40 çeşit ağaç, 67 çeşit bitki ile süslenmiştir. Parkın içerisinde 12 havuz, 2,2 hektarlık bir çocuk oyun alanı, paten pisti, anfitiyatro, dairesel biçimli dinlenme terasları bulunmaktadır. Ayrıca park ve cadde arasında 3 km uzunluğunda koşu ve bisiklet parkuru yer almaktadır.

    ingilizce ama biraz daha geniş bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/Merkez_Park
    adreste parkın havadan çok güzel bir fotoğrafı da mevcut.

    -alıntı sonu-

    parkdan manzaralar:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    *

    bu uzun havuzlar bir hayli bir mesafede ilerliyor. sonuna gidemedim. üzerinde birçok köprü var ve dört tanesinde fotoğraf çektim:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    birkaç saat dolandığım ve yorgunluktan bittiğim halde park bitmedi! bu kadar bir alanı bitirebileceğimi de sanmıyorum.

    adana şehir içinde birkaç tur atıp, şehri biraz dolaştım. güneş battıktan sonra, hem yorgunluktan hem de gece fotoğraflarım bir şeye benzemediğinden başka bir fotoğraf koyamıyorum maalesef.

    ama şunları söylemeden geçmemem lazım: adana'nın methini çok duymuştum ama açıkcası bu kadar güzel bir şehir beklemiyordum. kendime kızdım biraz, adana ne kadar güzel olabilir ki dediğim için! evet, gerçekten çok güzel bir şehir ve kendisi hakkında söylenen bütün övgüleri hakeden bir şehir...

    adanada kaldıktan sonra, ertesi sabah yine erken saatlerde rotamı tarsus'a çevirdim. tarsus, gezilip görülmesi tavsiye edilen yerlerden biriydi. önceden de rotam üzerinde görmem gereken yerlere dair araştırma yapmıştım.

    burada da şunu belirtmeliyim: bu gezinin rotasının temel taşlarını oluşturan ve tavsiyeleriyle işimi inanılmaz kolaylaştıran tüm dostlara özellikle de hamok forumundan feriha hanım'a çok teşekkür ediyorum.

    *

    erken saatlerde adanadan yola çıkıyorum ve rotamı hiç sapmadan tarsus'a çeviriyorum. mesafeler yakın. sabah saatlerinde tarsusdayım. önce her gittiğim yerde yaptığım gibi rastgele etrafı dolaşarak şehrin havasını soluyorum.

    tarsusdan bir sokak:

    [​IMG]

    daha sonra yol sorarak nusret mayın gemisinin yerini ve başka gezilmesi tavsiye edilen yerleri öğreniyorum.

    ilk hedefim nusret mayın gemisi:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    tarsus'a girmeden önce yağmur hafiften yağmaya başlamıştı. bu nedenle riske girmeyerek yolda yağmurluğumu giymiştim.

    enduroist nusret mayın gemisinde tarihi yad ederken! :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    modern ile tarihi olanın birleşmesi (pek de yakışmamış!):

    [​IMG]

    nusret mayın gemisinin bulunduğu park içinde temsili bir çanakkale şehitliği ve anafartalar kumandanı mustafa kemal paşa'nın cephedeki bir heykeli var.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    çanakkale savaşlarında kullanılan ilk yardım yeri:

    [​IMG]

    [​IMG]

    buranın hemen yanında bir de müze bulunuyordu ama kapalı olduğu için gezemedim. bu arada yağmur da şiddetini arttırdı. ara sıra yağmaktan sıkılarak, sağnak yağışa bıraktı yerini. ben de bunu fırsat bierek parkı dolaşmayı bitirdikten sonra bir kahve molası veriyorum.

    fincan tasarımı çok hoşuma gitti: :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    bu arada bir dediğimi iki etmeyen, bir tanecik kuzenimi arayarak son hava durumu tahminlerini öğreniyorum. norveç meteoroloji enstitüsüne göre (http://www.yr.no/) yağmurun öğle saatlerinde yani 12.30 gibi durması gerekiyor. sağolsunlar yine yanılmıyorlar ve yağmur o gün benim bulunduğum rota üzerinde bir daha yağmamak üzere saat 12 yi geçerken kesiliyor.

    dinlenip biraz güç topladıktan sonra, şehrin hemen göbeğindeki kleopatra kapısına gidiyorum.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    bu da kapının diğer taraftan görüntüsü:

    [​IMG]

    [​IMG]

    apartmanın mimarisi enteresan geldi:

    [​IMG]

    [​IMG]

    tarsus çok sevimli bir şehir. gördüklerim keyif veriyor. yolda giderken eski bir camide şu ayrıntı gözüme çarpıyor ve inanılmaz hoşuma gidiyor:

    [​IMG]

    [​IMG]

    *
     
  2. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    rotamı eski tarsus evleri ve aziz paulus kuyusunun bulunduğu alana çeviriyorum. ilk önce eski tarsus evlerini, sokakları ve parkı dolaşıyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    bu daracık tarihi sokaklarda birçok kafe ve bar mevcut. henüz sezon açılmadığı için ortalık bir hayli sakin. zaten bu gezi boyunca şansıma birçok yerde sezon açılmadığı için etraf sessiz ve sakindi. şu anda da gelen giden yerli, yabancı turistler oluyormuş ancak kalabalık daha çok haziran itibariyle gelmeye başlıyormuş. bunun sayesinde rahatça gezebilme şansı buldum.

    *

    sokak aralarındaki turumu bitirdikten sonra aziz paulus kuyusuna giriyorum. hristiyanlar için kutsal sayılan oldukça rağbet gören bir yermiş. ancak işin içinden "inanç" kavramını çıkarınca pek de önemli bir tarihi kalıntı kalmıyor geriye. kleopatra kapısı ya da birazdan göreceğimiz roma yolu benim gözümde çok daha önemli. yine de geziyorum ve görüyorum. zaten oldukça küçük bir yer:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    sokakların asıl sahipleri dolaşıyor ortalıkta! :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    *

    aziz paulus kuyusunu bitirdikten sonra motosikletimin (kendisinden bundan sonra kısaca aygır, emektar, tay, TA ya da dana şeklinde bahsedicem!) yanına dönüyorum ve kaldırıma çökerek kuyudaki müze görevlisinin verdiği tarsus kültür haritasına göz atıyorum (tarsustaki gezilecek yerleri gösteren kültür ve turizm bakanlığının bir haritası. genel olarak fikir veriyor ancak kötü bir harita!)

    ben haritaya gözatıp nereye gideceğime karar vermeye çalışırken, "velkam, velkam" diyerek yanıma biri yaklaşıyor. ben de "dayı ben türküm, hoşbuldum, sağol" diyorum. :) dayı da bunun üzerine "o, yeğenim hoşgeldin, gel otur bi çay iç, bak bende o haritanın daha güzeli var, gel bak diyor". TA'yı parkettiğim yerin hemen yanındaki mekan dayınınmış. oturuyoruz. hemen çaylar geliyor ve atıştıracak bir şeyler sipariş ediyorum. dayıda tarsus belediyesinin hazırlattığı, yatay a4 boyutunda kuşe kağıda renkli basılmış bir tanıtım kitabı mevcut. tarsus'u hiç gezmeyen biri bile sadece bu kitap sayesinde tarsus hakkında neredeyse her şeyi öğrenebilir. çok hoşuma gidiyor. çay içip muhabbet ederken dayı sağolsun, roma yolunu görmemi ve şelaleye mutlaka gitmemi tavsiye ediyor. havadan, sudan, tarsustan, memleketlerden, çaydan, güneydoğudan, meyve-sebze ve muhtelif şeyler hakkında muhabbetten sonra izin isteyerek kalkıyorum. cüzi bir hesap ödeyerek oradan ayrılıyorum. hedef, önce roma yolu ve sonrasında şelale. roma yolu hemen ileride onun için TA yerinden kıpardamıyor. tabanvay gidiyorum.

    roma yoluna geçmeden boynumun borcu olarak da şu reklamı yapmam gerekiyor; yolu düşen herkese kesinlikle tavsiye ederim:

    [​IMG]

    *

    şehrin göbeğinde kalan roma yolu:

    [​IMG]

    [​IMG]

    binlerce yılın sonunda tesadüfen bulunan, tarihi güzelliklerimizden biri, halen daha kullanılır halde. bundan 8 yıl önce kazılmış ve şu an görünenler açığa çıkmış. bazı tabelalara göre kazılar hala devam ediyor! tabii aslında gerçekte yaklaşık 6 yıldır hiç bir şey yapılmamış. konuştuğum görevli, zaten gidilecek, kazılacak alan da yok, yıllardır böyle duruyor dedi.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    toprağın altından çıktığı halde, daha dün kullanılıyor gibi duran bir yol. roma dünyayı bu yollar sayesinde fethetti!

    [​IMG]

    aslında bu fotoğraf çok güzel anlatıyor bir şeyleri, yerin birkaç metre altında tarih yatıyor.

    [​IMG]

    *

    roma yolunu bitirdikten sonra, tekrar benim aygıra dehdehleyip direk şelaleye uzanıyorum. şehir içinde görecek bir şey kalmadı artık (daha gezilebilecek yerler mevcut ama benim onları görme isteğim yok).

    mevsim bahar olduğu için ve kar suları eridiği için tarsus şelalesi kendini kaptırmış, müthiş bir kuvvetle akıyor:

    [​IMG]

    [​IMG]

    görüntü kalitesi çok kötü ama yine de fikir vermesi açısından koyuyorum:

    [​IMG]

    şelalenin çevresinde hem lokanta-kafe tarzı oturulabilecek yerler var hem de belediyenin parkı var. yani şelalede oturup keyif yapmak için para vermek zorunda değilsiniz ama bu güzellik içinde yemek yerseniz böyle bir imkanınız da var.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    suyun gücüne taş bile dayanmıyor!

    [​IMG]

    [​IMG]

    bu eşsiz manzarayı görmek için gelen giden çoktu:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    su akmak için bir çok yol bulmuş kendine, yaz sezonuna göre çok daha geniş bir alanı kaplıyormuş.

    [​IMG]

    bu yakışıklılar rica ettiler, dayı(bu tabirin de bana karşı kullanıldığını gördüm ya artık gam yemem! yaşlandık mı ne!):) bizi de çeksene diye...

    [​IMG]

    şelalenin üst bölümü, birden fazla kol var şelaleyi besleyen:

    [​IMG]

    [​IMG]

    bir kaç metre sonra olanca kuvvetiyle gürüldeyerek akan su buradan geliyor işte. görüntüsü masum ama kuvveti muazzam ve her zaman kendine akacak bir yol buluyor!

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    tarsus'un tanıtım simgelerinden şelale otel. resimlerinde biraz daha bakımlı ve ihtişamlı görünüyor.

    [​IMG]

    en güzelini bu arkadaş yapıyor aslında, kafa dinleyerek balık tutmak (şelalenin sesini kafa dinleme sayarsak tabii!) sazan oluyormuş, kocaman...

    [​IMG]

    arada bazı fotoğraflarda bana da katlanmak zorundasınız! kusuruma bakmayın artık. :)

    [​IMG]

    şelalenin de kendi sakinleri var. bu biraz psikopat çıktı. şelalenin hemen kenarında, oturmuş bir şeyleri dikizliyordu. benden rahatsız oldu.

    [​IMG]

    *

    tarsus şelalesinde zaman geçirip kafa dinledikten sonra, tarsus içinde görmek istediğim yerler sona eriyor. ufak tefek birkaç şey daha var ancak onları gezme ihtiyacı hissetmiyorum. tarsus merkezden yola çıkarak 12 km ilerdeki eshab-ı kehf'e doğru yola çıkıyorum.

    eshab-e kehf'ten manzaralar:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    eshab-ı kehf hikayesinin geçtiği varsayılan dünyada birçok yer varmış. bunlardan üç tanesi de türkiyede bulunmakta. başlıcalarından birisi de tarsus eshab-ı kehf mağarası. yine inanç turizm açısından önemli bir yer.

    tanıtım:

    [​IMG]

    biraz da mağaranın içini gezelim:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    *

    eshab-ı kehf mağarasını gezdikten sonra tarsus maceram sona eriyor. ikindiye doğru yaklaşıyoruz. eshab-ı kehf'ten tarsus'a dönüp yolu uzakmaktansa alternatif bir yol soruyorum ve navigasyonunda yardımıyla köylerin içinden direk mersin yoluna iniyorum.

    mersin'e ulaşıp kendimi sahil şeridine atıyorum. sonunda, nihayet deniz! özlemişim. :) aslında niyetim bu kadar yol gelmişken mersinde kalıp, biraz şehirde zaman geçirmekti. lakin beklenmedik tatlı bir sürpriz bu planımı bozuyor ve rotamı artık hava kararmaya yakın olduğu için doğrudan kızkalesine çeviriyorum. geceyi orada geçiricem ve henüz haberim olmasa da planlarımda değişiklik yapmak zorunda kalıcam! :)

    neresi olduğunu hatırlamadığım mersin taraflarındaki bir yoldan manzaralar:

    [​IMG]

    [​IMG]

    akşam saat sekize doğru kızkalesine varıyorum. normalde etrafı dolanma alışkanlığımı bu sefer bir hedefim olduğu ve yorulduğum için erteleyerek doğrudan otele gidiyorum. kızkalesinin güllerinden biri: baytan otel.

    [​IMG]

    [​IMG]

    reklamı caizdir çünkü:
    ortanca kuzenimin kocasının annesinin oteli!(ne zor oldu bunu yazmak yahu!) benim varlığından haberim yoktu. kuzen ve enişte feysbuk'dan bu taraflarda olduğumu görmüşler(feysbukda "enduroist ...da" şeklinde düzenli olarak yazıyorum gittiğim yerleri. hem paylaşım ve hatırtlatma oluyor hem de aile merak etmiyor. bazen de böyle güzel tesadüflere yol açıyor.).
    taa ingilterelerden ısrar ettiler gitmem için!(ısrar dediğim, "uyarsa git" dediler, balıklama atladım haliyle!:) ) eh, onları mı kıracam deyip, kendimi otele attım. recep dayı (otelin demirbaşı, dünya tatlısı abimiz) merak etmiş niye gelmedim diye. oturduk, tanıştık, günün yorgunluğu atıldı, çaylar içildi, keyif yapıldı.
    günlerden perşembe. kızkalesindeyim. mersinden hiçbir yere uğramadan geldiğim için görmek istediğim ama kaçırdığım çok yer var. ermenek kampı ertesi gün başlıyor. önümde 200 kmye yakın bir yol var. recep dayı ile yaptığımız muhabbetler sonucunda cuma gününü (sıtkı başkan'ın affına sığınarak) mersinde görülmesi gereken yerlere ayırıyorum ve ermenek kampına katılışı cumartesi gününe atıyorum. böylelikle hem istediğim gibi gezme, hem de kampa katılma şansım olacak. bir kaç saatlik tatlı bir muhabbet ve rotama recep dayının tavsiyeleriyle yeni duraklar ekleyerek, istirahata çekiliyorum. ertesi sabah yine erkenden yol var. gezilecek, görülecek çok yer var! :)

    cuma günü kız kalesinden birkaç manzara:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    sabah sekiz gibi kahvaltıdan sonra sahilde turluyorum. biraz önce denize giren sibirya kurdu ve sahibi ile iskelede karşılaşıyorum. rica ediyorlar ve bu kareleri yakalıyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    kızkalesine adını da veren deniz ortasındaki kale. bunun dışında iç kale diye adlandırılan bir kale daha var sahilde. ilerleyen bölümlerde onu da görücez. eğer zamanım yeterse kızkalesine gitme niyetim var. deniz bisikleti kiralayıp ulaşmak kolay oluyormuş. şimdilik kıyıdan bakmakla yetiniyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    iç kalenin dıştan görüntüsü:

    [​IMG]

    iç kale kumsalından kızkalesinin görünüşü:

    [​IMG]

    iç kale kayalıkları:

    [​IMG]

    [​IMG]

    *
     
  3. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    kızkalesindeki sabah gezimi bitirdikten sonra yola çıkma zamanı. gezilecek, görülecek, keyfi çıkarılacak, fotoğraflanacak, anlatılacak, anlatılamayıp yaşanacak :) yerler var daha. mersinden direk kızkalesine geldiğim için arada kaçırdığım yerler vardı, bugün niyetim onları tamamlamak. en doğudan başlayıp batıya doğru gezerek tekrar kızkalesine dönecek bir rota hazırladım. tabii sahilden torosların içlerine doğru da yol alıcam. çantaları otelde bıraktığım için benim aygır biraz daha rahat. gerekli kontrolleri yaptıktan ve lastik hava basınçlarını yeni ağırlığa göre ayarladıktan sonra basıyorum marşa! ilk olarak 20 km kadar doğuya devam ederek limonluya ulaşıyorum. limonludan içeriye dalıyorum ve lemas(bazı yerlerde lamos, lamas şeklinde de geçiyor) vadisini takip ederek doktorun yerine ulaşıyorum. rakamlar tam aklımda değil ancak;sanırım, bir 20 km kadar içeri doğru gidiliyor limonludan.

    önce doktorun yerine giderken lemas vadisinden görüntüler:

    [​IMG]

    [​IMG]

    yine bir HES, bu sefer bir şey demiyorum, sinirim bozuluyor sonra!

    [​IMG]

    kıvrıla kıvrıla gidiyor yollar, eşsiz bir coğrafyanın içindeyim. doğu karadenizi, memleketi hatırlatıyor çam kokuları! :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    doktorun yerine varıyorum. burasının doktorun yeri diye adlandırılmasının nedeni, burada doğan bir doktorun memlekete ve insanlara bir yararı olsun diye kendi arazisini kullanıma açması. artık, doktorun yerinin dışında da birçok mekan bulunmakta. doktorun yerinde hem piknik alanı hem de restorant tarzında bir alan mevcut. giriş ücretli, ücreti verdikten sonra istediğiniz kısımda oturabiliyorsunuz. tabii bunları tahmin ediyorum çünkü ben gittiğimde diğer birçok yerde olduğu gibi sezon açılmamıştı ve kimsecikler yoktu ortalıkta! girdim fotoğraf çektim, dolandım, oturdum kafama göre. :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    kayalara oturmak için yerler yapmışlar. bir hayli sallanan ahşap köprülerden geçiyorsunuz. altınızda olanca kuvvetiyle akan bir dere var! biraz tırstım ama keyifliydi. :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    fotoğraf çekip eblek eblek etrafa bakarken, derenin karşı yakasından birileri el edip bir şeyler anlatmaya çalışıyor bana! suyun sesinden "erol" kelimesi dışında bir şey anlamıyorum. elle işaret ediyor, köprüyü dön buraya gel diye. fotoğraflar bitince gidiyorum tabelalara bakarak derenin karşısında erol'un yerine iniyorum. gel yeğenim, yorulmuşsundur bir çay iç diyorlar. hoş beş sohbet, sigaram bitmiş yüzsüz bir şekilde otlanıyorum! :) erol dayı burada yaşıyor. sevimli de bir mekan işletiyor. doktorun yerine güzel bir alternatif.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    yemek sırasında ördek-tavuk rekabeti!:

    [​IMG]

    erol dayı ve ben:

    [​IMG]

    *
     
  4. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    daha gezmek istediğim yerler var. izin isteyerek kalkıyorum ve eşssiz bir coğrafyada gelirken aldığım keyfi ikiye katlıyorum. tekrar sahildeyim. artık batıya yönelip, yol üzerinden içlere girerek görmediklerimi tamamlama niyetim var.rotamı batıya, ayaş'a doğru çeviriyorum. ilk hedefim kanlıdivane. sahilden birkaç kilometre içeride kanlıdivane. mesafeyi hatırlamıyorum ne yazık ki. kapıda geçici müze kartımı gösteriyorum ve görevli nazikçe motorumu nereye bırakabileceğimi, hangi güzergahtan gezebileceğimi söylüyor.

    [​IMG]

    [​IMG]

    kanlıdivane de düzenleme olduğu iddia edilen ama aslında atıl bir vaziyette bekleyen yerlerden biri. kimbilir belki bir gün bir şeyler eklerler. geriye çok fazla bir şey kalmamış ama manzara muhteşem. geniş bir alan yayılmış kalıntılarla dolu etrafım. tarih içinde kaybediyorum kendimi...

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    kanlıdivane obruğu, korkutucu, heyecan verici ve acaba aşağı inilecek bir yer yok mudur dedirten şekilde merak uyandırıcı. ağaçlardan zemin görünmüyor. o ağaçların arasından, o sessizlikte gökyüzü aramak nasıl olurdu gerçekten merak ediyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    tarihe bizim de bir katkımız olmuş. osmanlı-cumhuriyet geçiş döneminden kalma yaklaşık 70-80 yıllık iki mezar bulunuyor.

    [​IMG]

    kanlıdivaneyi gezdikten sonra rotamı tekrar sahile çeviriyorum. bundan sonra hedefim, sahil hattındaki tarihi eserleri gezip kızkalesine ulaşmak. kızkalesinden tekrar içeri girerek adamkayalara gitmeyi planlıyorum. sıralama biraz ters olsa da kanlıdivane yolunda manzaralar:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    mersin sahilindeki yine anlam veremediğim yapılardan biri. gökdelenleri severim ama burada ne işi var bunun diye sormadan edemiyorum:

    [​IMG]

    *

    sahilde batıya doğru kısa bir yolculuktan sonra yol kenarındaki anfitiyatroya ulaşıyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    yokuş aşağı park etmek zorunda kaldım. kapıdan geçer gider mi kendi kendine diye merak ediyorum! :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    romada da tahrip etme varmış meğersem! bir villanın üstüne anfitiyatro yapmışlar. yaklaşık ikibin senelik mozaik görmek insana garip geliyor! yahu onlarca yüzyıl! yuh artık, diyesi geliyor insanın... :)

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    anfitiyatronun bir kaç resmi daha:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    *
     
  5. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    anfitiyatroda sahnede bir arya söyledikten sonra(!) rota yine batı. :) kızkalesine ulaşarak adamkayalara doğru içeriye doğru uzanıyorum.yollar virajlı, hava hafif serinliyor iç taraflarda ve sahilin terinden, sıkıntısından kurtarıyor. bu yol uzuncaburç ve canbazlıya giden yol aynı zamanda.

    [​IMG]

    [​IMG]

    asfaltta bir zaman gittikten sonra yol ayrılıyor ve birkaç kilometrelik bir toprak yolu geçiyorsunuz adamkayalara gitmek için. bu yolda yörüklerle karşılaşıyorum. hayvan besliyorlar ve burada kurdukları çadırlarda yaşıyorlar. ayaküstü muhabbet ediyoruz. farklı bir yaşam tarzı, bazı konularda cazip gelmiyor da değil. sonunda kıvrıla kıvrıla giderek adamkayalara inilen üst bölüme ulaşıyorum.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    adamkayalar denilen ve heykellerin bulunduğu alan fotoğraflarda gördüğünüz kanyonun dip kısmı. aşağıda bir dere yatağı var. adamkayaları görmek için sarp kayalardan dere yatağına inmeniz gerekiyor.

    burada adamkayalar hakkında bilgi veren herhangi bir şey yok. sadece gideceğiniz yönü gösteren bir tabela ve inmeniz gereken yerleri gösteren kayalar üzerine boyanmış kırmız oklar mevcut. bu kadar dik bir yamaçdan inmek gerektiğine göre neden en azından bir güvenlik halatı koyulmamış buraya diye insan sormadan edemiyor. aslında kaya tırmanışı ile uğraşan arkadaşlarımız varsa, toplumsal hizmet olması adına, yolları düşerse bir güvenlik ipi çekebilirler buraya. kayalarda yer yer basamaklar mevcut. bunlar muhtemelen heykelleri yapan insanlar tarafından yapılmış. alternatif bir yol bildiğim ve bana söylendiği kadarıyla mevcut değil. yirmi otuz metre kadar kayalardan aşağıya iniyorum.

    indiğim bölümü gösteren, yukarıya doğru çekilmiş bir fotoğraf (kamera iniş alanının dikliğini ve yüksekliğini yansıtamıyor maalesef):

    [​IMG]

    toplamda tahminimce yetmiş seksen metre kadar indikten sonra, iniş biraz daha dikleşiyor. inmem gereken bölüm aşağıda görünüyor. çok uzak değil ama bir hayli dik. kayalar güven vermiyor:

    [​IMG]

    [​IMG]

    kılavuz niyetine koyulmuş kırmızı oklardan bir örnek:

    [​IMG]

    biraz daha indikten sonra cesaretimi yitiriyorum ve son noktam burası diyorum. telefon çekmiyor. kuş sesleri dışında hiç bir ses yok. en yakın insanlar sesimin ulaşamayacağı bir mesafede ve ben yalnızım. bu seferlik tek başına böyle bir riski almaya cesaret edemiyorum(nemrutta da böyle olmuştu yahu, bazen feci tırsıyorum!). ayağım burkulsa dahi tek başına geri çıkmanın neredeyse imkansız olduğu bir yerdeyim artık! buradan bir kaç fotoğraf çekiyorum ve yüksekteki iki heykeli hafiften yakalayabiliyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    tek başına buraya kadar diyorum ve tekrar tırmanışa geçiyorum. tırmanmak inmekten çok daha kolay ve keyifli oluyor. tuttuğum ve bastığım yeri yoklayarak rahat rahat çıkıyorum. tırmandığım bölümün iki fotoğrafı:

    [​IMG]

    [​IMG]

    sonunda en tepeye TAyı bıraktığım yere ulaşıyorum. yalnız bir sorun var. sağa sola bakınıyorum ama motosiklet ortalıkta görünmüyor. yukarıya doğru çıkıyorum yok. aşağıya doğru ilerleyince çalıların arasından aşağıda durduğunu görüyorum! içimde bir rahatlama duygusu:

    [​IMG]

    [​IMG]

    iniş yaptığım yerin yaklaşık bir elli metre solundan tırmanış yapmışım! doğal olarak motosikleti kaybetmişim! :) nasıl oldu ben de anlamadım.

    yüksek bir kayanın üstüne oturup keyif yapıyorum biraz:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    *

    yaklaşık bir saat eşsiz manzaranın keyfini çıkardıktan sonra (hiçbir yerin ortasında olup etrafınızda doğadan başka hiç bir şeyin olmamasını ve bunun verdiği huzuru ne yazık ki kelimelerle anlatamam!)tekrar yola koyuluyorum, pek de ayrılmak istemesem de. asfalta dönerek yukarıya yani sahilden iç taraflara doğru ilerlemeye devam ediyorum. canbazlı ve sonrasında uzuncaburç'a gitme niyetindeyim. canbazlı çok uzak değil zaten. bu yollardan geçerek buraya ulaşıyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    küçük bir kilise çok fazla zamanımı almıyor. uzuncaburç'a gitmeyi düşünüyorum ama saat 4 olmuş. burada bir tercih yapmam gerekiyor. uzuncaburç'a gidip kızkalesinde denize girme fırsatını kaçırmak ya da şimdi geri dönüş yapıp kızkalesinde denize girmek! :) kararı vermem canbazlıyı gezmekten çok zamanımı alıyor. uzuncaburç'a ertesi gün gitmeye ve rotamı dağlara çevirerek mut'a sahil yerine toroslar üzerinden gitmeye karar veriyorum. bugünlük kızkalesine doğru çeviriyorum. bunlarda canbazlı, uzuncaburç yolundan manzaralar:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    dönüş yolunda arkamdan bir araba ısrarla beni takip edip korna çalıyor ve selektör yapıyor. ilk başta yol veriyorum ama beni geçmiyor. ısrarında devam edince dur bakalım var yine bir şey deyip sağa çekiyorum. arabadan iki öğretmen arkadaş iniyor. artvinde okumuşlar. plaka artvinli olunca meraklanmış tanışmak istemişler. ayaküstü muhabbet edip ayrılıyoruz. TA artvinli ben trabzonlu olunca işler bazen biraz karışabiliyor! :)

    *

    sahile ve kızkalesine ulaşıyorum. otele dönüp deniz keyfi yapmadan, kızkalesi içkaleyi de bir gezeyim diyorum. sonra fırsat bulup gezemeyebilirim. kapıdaki görevliler,dostlarıyla okey çeviriyorlar. keyifler yerinde. :) müzekartımı gösterip geçiyorum:

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    bugünlük gezi bitti. artık deniz keyfi zamanı. yorulmuşum ama dinlenmiş ve huzurlu hissediyorum. deniz faslından sonra recep dayı mangal diyor, ALLAH diyorum. rakı diyor, olmamı be ya diyorum! :)

    rapor henüz bitmedi ama bu noktoda yayınlamaya karar verdim. çünkü yayınlamasam bitmeyecekti! :) bir bunun kadar daha var sanırım. zaman alıyor. sıkılmadıysanız ve kızmayacaksanız devamı gelecek. yeter diyorsanız, bu kadar... :)

    not: biliyorum bazı fotoğraflar çok kötü, lakin eldeki makine ve bendeki bu gözle ancak bu kadar oluyor! :)

    2.not: kendi fotoğraflarımı ailem için koyuyorum, laf demek yok! :)

    3.not: bazı fotoğraflarda tarih damgası olmasının bazılarında olmamasının nedeni, daha sonra raporu hazırlarken kolaylık sağlaması adına, belirli fotoğraflara koymamdandır. karışdı diye değil yani! :)
     
    Hakan.Ulukavak bunu beğendi.
  6. Hakan.Ulukavak

    Hakan.Ulukavak Moderator Yetkili Kişi

    Kayıt:
    4 Ocak 2011
    Mesajlar:
    1.219
    Beğeniler:
    504
    Şehir:
    ankara/polatlı
    Motosiklet:
    Honda
    Gezmiş kadar oluyoruz sayende, teşekkürler.
     
  7. Mehmet_Begec

    Mehmet_Begec Kıdemli Üye

    Kayıt:
    11 Nisan 2008
    Mesajlar:
    226
    Beğeniler:
    192
    Şehir:
    Bremerhaven
    Motosiklet:
    Suzuki
    Cok güzel bir gezi olmus, ellerine saglik, sayende bizde gezmis kadar olduk. Tesekkürler.
     
  8. öner coskuner

    öner coskuner Site Müdavimi

    Kayıt:
    17 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.018
    Beğeniler:
    562
    Şehir:
    Cuxhaven,Germany
    Motosiklet:
    Suzuki
    emegine saglik cok güzel yerlerin cok güzel fotograflarini paylasmissin,devam diyorum...
     
  9. Ekrem Kalafatoglu

    Ekrem Kalafatoglu Moderator Yetkili Kişi

    Kayıt:
    18 Aralık 2010
    Mesajlar:
    1.708
    Beğeniler:
    561
    Şehir:
    BAŞKENT
    Motosiklet:
    Honda
    Resımler için teşekkurler Güzel anlatımınızla ve resımlere baktıkça sankı bende gezmiş ve o anları yaşıyor gıbı oluyorum
    Devamınıda beklerız
     
  10. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    dostlar, güzel sözleriniz için ben teşekkür ederim. devamını da yayınlıyorum... :D
     
  11. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    bu rapor biraz yormuş beni. tamamlamak için kendimi zorlamam gerekti. tam da istediğim gibi olmadı ve eksik kaldı. yine de artık sonlanabilmesi için yayınlıyorum. sevgiler... :D
    nerede kalmıştık, mangalda! rakısıyla beraber tabi ki. :D alışverişten sonra baytan otel'in bahçesine kuruluyoruz. o akşam bir yere gideceğim yok dolayısıyla alkol serbest. ertesi sabah yola çıkarak geç bile kaldığım ermenek kampına ulaşma niyetim var. recep dayı mangal başında hünerlerini gösteriyor. keyifle, afiyetle yiyoruz.
    mangal hazırlanıyor:
    [​IMG]
    recep dayı temizlik ve soğan közleme işinde:
    [​IMG]
    yandı mı o etler, yanmadı! :)
    [​IMG]
    o yorgunluğun üzerine mangal keyfini istesem de anlatamam! şöyle bir muhabbeti aktarayım ama:
    masadan önce:
    -ali: recep dayı ben en fazla iki duble içerim.
    -recep dayı: olsun ali ben de en fazla iki duble içerim.
    masadan sonra:
    -ali: recep dayı, dördüncü duble bitiyor.
    -recep dayı: olsun ali benimki de bitiyor!
    :D:D:D
    lafı fazla uzatıp canınızı çektirmeden devam edelim. sabah saat 8'e gelirken dikiliyorum yine. temiz hava çarpıyor beni. artık hedef ermenekteki kamp. son olarak yolumun üstünde olduğu için cennet-cehennem'e de uğramayı düşünüyorum.
    sabah her zamanki hazırlıklarımı tamamladıktan sonra, çıkıyorum yola.
    hazırlık aşamaları (baytan otel, reklamlar):
    [​IMG]
    [​IMG]
    kısa sayılacak bir sürüşten sonra cennet-cehennemdeyim. müze kartımı geçiciden kalıcıya çevirerek dalıyorum cennet obruğunun derinliklerine.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    bu merdivenler inerken iyiydi de, çıkarken kendimi 90 yaşındaki kalp hastaları gibi hissettim. elim ayağım tutmadı. bir kaç on metrede bir mola vermek zorunda kaldım. hayatımda fiziksel olarak bu kadar zorlandığım başka bir şey hatırlamıyorum!
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    su kayaların arasından kaybolup gidiyor, sesi kalıyor sadece geriye. etkileyici bir güzellikti.
    [​IMG]
    [​IMG]
    on kamyon yük taşımış gibi bir fiziki durumda tepeye ulaştığımda feyzbuk'a şuna benzer bir şeyler yazmıştım cennet mağarası için : cennet olan cehennem gibiyse, cehennem olan nasıl merak ediyorum! (çukurlardan bahsediyorum:).
    halen daha lafımın arkasındayım. yemişim öyle cenneti! kalpten gidiyordum yahu! :D
    cennetten sağsalim çıkıp bir yarım saat kendime geldikten sonra sırada cehennem var. burada in çık yok neyse ki.
    [​IMG]
    cehennem obruğu çok yüksek, "yusuf" sağolsun hiç bırakmıyor, hep yanımda! (uğur hoca'nın katkılarından biri daha, "yusuf"la gezmek :D)
    buraları gezerken, çok eski zamanlar geliyor aklıma hayal-meyal. bizimkileri arıyorum yahu biz buralara gelmişmiydik diye. gelmişiz. ben 5-6 yaşlarındayken buraları görmüşüm. ben burayı biliyorum hissini bir türlü atamıyordum üstümden, demek bundanmış. garip olan o zaman da cehennemin yüksekliği korkutmuştu beni, şimdi de korkutuyor. 25 senede bazı şeyler değişmiyor demek ki!

    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    tam cehennemden geri dönerken yoldan bir motosikletli grup geçiyor. yelekli, kıyafetli, bir tanesinin gs olduğunu görebildiğim bir grup. koşturuyorum, atlıyorum motora ve belki tanıdıktır diye basıyorum arkalarından. git, git yetişemiyorum. bir yol sapağına geliyorum. sağ mı sol mu? karşı kahvede oturanlar işaret ediyorlar elleriyle! :) sağdan devam. başka bir sapağa geliyorum. yine sağ mı sol mu? bu sefer köşedeki evden gösteriyorlar. sağa yine. her biri tam takım giyen motorcuları görünce anladılar herhalde ben bunları arıyorum diye! son bir sapağa daha geliyorum. sağ mı sol mu? tık yok. etrafa bakıyorum. tavuk var, ördek var, evler var kimse yok. ee, hadi ama sağ mı sol mu? tık yok! yetişemedik hala. navigasyona bakıyorum uzuncaburç sapağını geçmişim. neredeyse silifke sınırlarındayım! yine kaldı mı uzuncaburç. ikinci oldu gidemedim. azmettim dönüşte gidilecek! :)
    ne yapalım, olan oldu diyerek, sola silifkeye doğru dönüyorum.
    bu manzaralar arasından:
    [​IMG]
    [​IMG]
    bu yoldan:
    [​IMG]
    silifkeye ulaşıyorum. her zamanki şehir içi turumdan sonra mut yoluna dönüyorum ve yol üstündeki silifke kalesine çıkıyorum.
    kaleden manzaralar:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    romalılardan kalma su havuzu. eskiden, şehrin içme suyu sarnıçlarla buraya taşınır ve burada depolanırmış. yakın zamana kadar depo-ambar olarak kullanılmış. şimdi ise boş bir şekilde duruyormuş.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    kalenin yamacındaki mekanda biraz dinlendikten sonra kaleye çıkıyorum. geriye çok fazla bir şey kalmamış(nedense şaşırmadım bu duruma!)
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    tekrar dinlenip karın doyurduktan sonra mut yoluna devam. artık uğrayacak bir yer kalmadı. hedefim mut üzerinden ermenek'e ulaşmak.
     
  12. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    yoldan birkaç manzara fotoğrafı:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    mut'un hemen çıkışında bir benzin istasyonun orada (karşılaştığımız yeri tam hatırlamıyorum ama mut'un çıkışında olması lazım) iki motosikletli ile karşılaşıyorum. o ana kadar hiç tanışmamıştık ama forumlarda yazdığım "yolda enduroist yelekli 08 plakalı birini görürseniz o benim işte" uyarısı sayesinde onlar beni tanıyor. motor kardeşliği sayesinde beraber yola düşüyoruz. iskenderundan gıcır gıcır TA'lı ali güntekin ve gıcır gıcır(!) nx'li sertaç kaya. ermeneğe doğru biraz yol aldıktan sonra sertaç, yerköprü şelalesine gidelim mi diyor? olur diyoruz ve iç taraflara kıvrılıyoruz. bir süre bozukta olsa asfalt yoldan sonra şu gördüğümüz toprak yola ulaşıyoruz:
    [​IMG]
    benim motor yüklü, son düşüşten sonra gelişen toprak fobimi de henüz atabilmiş değilim, ali hocam da girip kendimizi yormayalım diyor. ben de katılıyorum bu fikre. sertaç'ı öncü olarak nxiyle bizim gıyabımızda şelaleyi görmeye yolluyoruz! :) ben diğer taraftaki toprak yoldan yürüyerek biraz inerek uzaktan şu kareleri yakalıyorum:

    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    bu mola iyi geliyor hepimize. hem tanışıp kaynaşıyoruz, hem de dinleniyoruz. sertaç'ın nx'nin ön far yine özgürlüğünü ilan ediyor bir ara. usta eller müdahale ediyor hemen. :)
    [​IMG]
    tekrar ermenek yoluna dönüyoruz ama ben dayanamayıp yolda şunu çekiyorum, renk ve ışık cümbüşü!:
    [​IMG]
    sonunda üç motosiklet ermenek kampına ulaşıyoruz. bekleyenlerimiz var tabi. nihayet sıtkı başkanla ve diğer birçok kişiyle yüzyüze tanışıyoruz. özellikle buradan bozyazıdan hercul3367-mehmet abiye teşekkür ederim beni alıyor ve şimdi (aflarına sığınarak) hatırlayamadığım birçok kişiyle tanıştırıyor. öyle güzel insanlarla tanıştım, öyle şeyler dinledim ki ayağımın tozuyla dinlediklerim öldürüyor beni hala gülmekten. :) protokol ile bile tanıştım yani o kadar! tanışıp hatırlamadığım dostlar, arkadaşlarım da affetsinler beni. o kadar hızlı ve keyifliydi ki her şey ben motorun anahtarını kaybetmekten sıkıldım, sertaç bulmaktan sıkılmadı!
    ermenek kampını paylaşan çok kişi oldu. çok da güzel raporlar hazırlandı. benim bütün o güzelliklerin üstüne ekleyebileceğim çok fazla bir şey yok elimde. fotoğraf çekmek nadiren aklıma gelmiş! :)
    akşam saatlerinden şu fotolar çıktı sadece:
    hep sıtkı başkan benim fotoğraflarımı koyacak değil ya bu sefer de ben yakalamışım! :D
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    konuyu çok dağıttım, toparlayıp devam edelim. kampa ulaştıktan sonra tanıştık, kaynaştık. çadırları kurup akşam şampiyonluk maçı da olduğu için ermenek merkeze gitmeye karar verdik. ali güntekin ve sertaç kaya ile başlayan tesadüfü yol arkadaşlığımız (onlar fenerli ben galatasaraylı olsam da) akşam da devam etti. kamp alanın çıkışında şu kareleri yakalamışım:
    [​IMG]
    [​IMG]
    ermenekte etli ekmek ziyafetindeyiz. buradan çıkıp maçı izlemeye selçuklu otele gidicez. (sertaç hazırlıklı gelmiş:D)
    tanımayanlar için solda ali güntekin, sağda sertaç kaya.
    [​IMG]
    [​IMG]
    galatasaray'ın şampiyon olduğu, benim açımdan mutluluk verici ama sıkıcı(öldüm öldüm dirildim, kalpten gitmedim ya şükrediyorum) bir maçı izledikten sonra tekrar kamp alanı ve ermenek kampı maceraları. ancak şu şekilde özetleyebilirim: ermenek kampı anlatılmaz, yaşanır! :):):) çok güzeldi, çooook...
    selçuklu otelden iki manzara fotoğrafı ile raporumuzun ermenek kampı kısmını tamamlıyorum. bundan sonra dönüş yolculuğu var...
    [​IMG]
    [​IMG]
    hiç istemediğimiz halde kamp bitiyor ve herkesi yolculuyoruz. en son hercul3367-mehmet abi ile ben kalıyoruz geride. dönüş rotamı anamur üzerinden yapmaya karar verdiğim için kendisi bana kılavuzluk edecek. yönümüzü güneye çevirerek anamur'a doğru yola çıkıyoruz ve eşsiz manzaralar içinde bir solukta abanoz yaylasına ulaşıyoruz:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    bu bölüm kışın tamamen sular altında kalıyormuş.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    öğlen oldu artık. karnımız acıktı. hafif bir yağmur da yağdı zaten. fırsat bu fırsattır deyip tadına doyum olmaz bir et ziyafeti çekiyoruz kendimize. taze kekiğin kokusu hala burnumdadır.
    [​IMG]
    anamur'a doğru devam. yılan gibi virajların olduğu ve çok sevilen bir yola geldik. anamur'a az kaldı. mehmet abi burası için türkiye'nin dolomitisi diyor. pek de haksız sayılmaz. manzara tek kelime ile muhteşem! :)
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  13. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    yola devam edip anamur'a ulaşıyoruz. anamur girişinde mehmet abi bozyazıya devam etmek için benden ayrılıyor, ben de anamur içlerine dalıyorum. not: burada benim ufak bir yanlış anlamam nedeniyle yanlış yerde mehmet abiyi bırakmışım ve o da meraklanıp beni aramak zorunda kalmış. buradan kendisinden tekrar özür diliyorum. ayrıca kamp ve yol boyunca misafirperverliği, arkadaşlığı ve dönüş rotamı belirlememdeki katkılarından dolayı kendisine çok teşekkür ediyorum.
    anamur içinde biraz turladıktan sonra sahilde kendime bir park buluyorum ve deniz kıyısında gölgede biraz dinleniyorum. şansıma aşırı bir rüzgar var ve rahatsız ediyor ama hiç bir şey keyfimi bozamaz! :)
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    anamurdan çıkıp yol üstündeki mamure kalesine uğruyorum. burası da küçükken cennet-cehennemi gezdiğim zaman gördüğüm yerlerden biri. özellikle su kaplumbağaları yer etmiş aklımda. o zaman binlercesi vardı. şimdi ise birkaç taneyi yosunların arasından zorla görüyorsunuz.
    fotoğrafın kalitesi çok kötü çünkü birkaç saniye içinde aceleyle çekmek zorunda kaldım. pek farketdilmesede bir su yılanı bir kurbağayı avlamaya çalışıyor. ben yaklaşmamış olsam muhtemelen başarılı olacaktı! :)
    [​IMG]
    mamure kalesi:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    bu camii muhtemelen, başka bir camiye ya da merkezi bir sisteme bağlı çünkü halen daha hoparlörlerinden ezan sesi yükseliyor.
    [​IMG]
    geriye kalan birkaç kaplumbağadan yakalayabildiklerim bunlar, çok fazla yaklaşıp güneşlenme keyiflerini bozmak istemedim:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    tünelin ucunda bir ışık vardı!:D
    [​IMG]
    ışığa doğru gittim, baktım ne göreyim, bunu!:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    artık yola çıkma zamanı geldi. aslında niyetim sahilden değil de iç bölgelerden, yaylalar üzerinden silifkeye ulaşmaktı ama saat biraz geç oldu. en azından silifkeye kadar gidip ertesi gün rahat rahat gezmek istiyorum.
    silifke yolundan manzaralar. benzin molası hariç, eşsiz virajlarda biraz korkarak ama çok da zevk alarak geçiyorum. silifkeye 40 km kala bir mola veriyorum. hava tam kararmışken de silifkedeyim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    o akşamı, ucuz ve temiz silifke öğretmenevinde geçiriyorum. ertesi sabah erkenden yola çıkıyorum. iki seferdir gidemediğim uzuncaburç'a bu sefer gitmeye kararlıyım (o uzuncaburç'a gidilecek!:D). daha öncede bir kısmını geçtiğim silifkenin dağ yollarına vuruyorum kendimi. tarihi eserleri ve manzarayı görüntüleyerek uzuncaburç'a ulaşıyorum:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    uzuncaburç çok keyiflendiriyor beni. tarihle insanlar içiçe yaşıyorlar. orada yaşayan teyzeler, hemen oracıkta ördükleri patik vb. el emeklerini gelenlere satıyorlar. danamayıp birkaç patik aldım ama fotoğraflarını çekmeyi akıl edememişim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    toprağı birkaç metre kazsanız tarihi eser fışkırır! bu fotoda gördüğümüz de muhtemelen bir kapı:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    sahne sarhoşluğu(aslında başka bir ismi vardı bunun ama hatırlayamadım şimdi) başladı herhalde bende. görünce dayanamıyorum, patlatıyorum bir arya daha! :) (neyseki duyma çevrede kimse yok, duyma kaybına uğramıyor kimse!)
    [​IMG]
    [​IMG]
    kalıntıları dolaştıktan sonra kuleye de uğruyorum ve çevresini dolaşıyorum:
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  14. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    üzüm bağları. eski roma yolu da bu bağların yanından geçiyor ama roma yolu denecek bir şey yok ortada. sadece toprak bir yol. birkaç km yürüdüm bir şey bulurmuyum diye. maalesef, roma yolu tabelası dışında bir şey bulamadım. kimbilir belki daha aşağılarda taştan bir roma yolu vardır hala!
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    uzuncaburç gezim bittikten sonra niyetim sahile dönmeden üst taraflardan, kızılgeçit'e de uğrayarak mersin tarafında bir yerlere inmek. yol sorup öğreniyorum. aynı zamanda akşama kadar yağmur beklendiğini ve acele etmem gerektiğini de öğreniyorum!
    dümdüz yaylalardan geçerek kızılgeçit'e inen oldukça dik bir yola geliyorum. kestirmeden inmek gibi bir şey bu. dümdüz giderken bir anda yol kesiliyor ve inmeye başlıyorsunuz!
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    kızılgeçitte dinlendikten sonra gideceğim yol:
    [​IMG]
    buraya kadar yağmura yakalanmadan gelebildim. alabalık restorantlarının tabelası olan dere kenarında stabilize bir yola sapıyorum ve araç tamiri yapan üç kişiye nerede alabalık yiyebileceğimi soruyorum. birilerine sormak zorundayım çünkü gördüğüm ve daha önce tavsiye edilen restorant kapalı. görünürde başka bir yer de yok. dayılardan biri kaç kişi olduğumu soruyor. tek başınayım deyince, nereden geldiğimi soruyor. anlatıyorum durumu. iyi hadi o zaman doyuralım senin karnını diyor ve elli metre ilerideki restorantına gidiyoruz. normalde tek kişi için bu saatte uğraşmayız diyorlar ama benim halimi ve yaptığım yolu duyunca, bir güzellik yapıyorlar. iyi ki yapıyorlar çünkü tam biz oturmak için restoranta girdiğimizde bir dolu başlıyor ki öyle böyle değil! yağmur sonunda beni yakaladı. öyle bir yağmur yağıyor ki yolda yakalanmış olsam, yağmurluğu giyene kadar on kere ıslanmış olurdum! bir yandan seviniyorum ve şaşırıyorum birkaç dakika ile ıslanmaktan kurtuldum diye ama bir yandan da düşünüyorum o yokuş nasıl çıkılacak diye! :)
    restorantın sahibi de takılıyor arada, bak almasam ben seni sucuk olmuştun diye! :) eh,doğruya doğru olmuştum harbiden.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    yağmur tüm şiddetiyle yağıyor. bazen avcum kadar dolu bazen de çakıl taşı şeklinde dolu atıyor. yaklaşık üç saat boyunca kesintisiz ve aralıksız sağanak yağış vardı. TA yı yağmur yokken bulabildiğim en sağlam yere bırakmıştım ancak sular altını oymaya başladı. tedirgin oluyorum. "yusuf" yine yanımda! yağmurun şiddetinin makul seviyelere indiği bir zamanda koşup yağmurluğumu alıyorum ve TA yı düz ayak suların etkilemeyeceği bir yere bırakıyorum. böyle yağmaya devam ederse bu dere yatağında pek öyle bir yer kalmayacak gerçi! :)
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    yemek, çay ve güzel bir muhabbetten sonra iyice dinlenmiş hissediyorum kendimi. yağmurun duracağı yok ama şiddetini azaldı artık. yola çıkma zamanı. dere yatağının yanındaki stabiliteden (ki yakın zamanda dere taşdığı için bu hale gelmiş burası) tedirgin ama keyif de alarak geçiyorum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    yağmur altında, düşük hızlarda o yokuşu tırmanıyorum. daha sonra kimi zaman virajlı kimi zaman da düz yayla yollarında ilerliyorum. zemin asfalt ama köstebek yuvası gibi. TA sık sık dans eder gibi yalpalıyor. hızım 50 yi geçmiyor. lastiklerden mi, yükten mi, yoksa ön tekerlekteki bir dengesilikten mi böyle yalpalıyorum diye merak ediyorum. erdemli yoluna, yani anayola çıkınca farkediyorum ki hiç biri değil! asfalttan dolayı TA dans ediyormuş. erdemliye inip mersin'e ulaşıyorum. 5 yıldızlı otel kalitesine yakın ve haftaiçi olduğu için yer bulabildiğim mersin öğretmenevine yerleşiyorum. yorgunum ama çok çok mutluyum ve huzurluyum.
    [​IMG]
    enduroist, mersin sahilinde! :D
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    bir gün iznim kaldı ve önümde 550 kmlik otoban yolculuğu var. sıkıntıdan ve gereksiz masraftan başka bir şey değil otoban yolculuğu ama yapacak bir şey yok. son günüm ve ertesi gün iş var. istemesem de eve dönmek zorundayım. led farlarımdan birinin yolda yine kopması dışında bir aksilik yaşamadan akşamüstü eve ulaşıyorum. yaklaşık 1700 km yol ve hiç bir zaman unutmayacağım kadar güzel anılar geride kaldı artık... :)
    son olarak: ermenek kampında emeği geçen, tanıştığım, hatırladığım ya da hatırlayamadığım, yol arkadaşlığı yaptığım ya da canını sıktığım, bana yardım eden, yol gösteren herkese tekrar teşekkür ederim. sıtkı başkan, mehmet abi, sertaç ve ali güntekin'e de ayrıca teşekkürü borç bilirim... :)
    sürç-i lisan ettiysek, affola!
     
  15. Metin

    Metin Site Müdavimi

    Kayıt:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.039
    Beğeniler:
    1.618
    Şehir:
    istanbul
    Motosiklet:
    Honda
    Güzel paylaşım için teşekkürler...Emeğine sağlık...:harika:
     
    Ali Emre Sakarya bunu beğendi.
  16. Ali Emre Sakarya

    Ali Emre Sakarya Kıdemli Üye

    Kayıt:
    18 Şubat 2011
    Mesajlar:
    521
    Beğeniler:
    233
    Motosiklet:
    Honda
    teşekkür ederim. :D