Mozart, Kahve, Motosiklet

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Şenol SEL tarafından paylaşıldı.

  1. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.448
    Beğeniler:
    9.012
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Salzburglu Mozart’ın doğumunun 250. yılını kutladıktan bu yana geçen zaman içerisinde Orient Ekspres’le Viyana’ya doğru geliyoruz. Yolda yeşiller, ağaçlar ve dağlar, ormanlar, evler, köyler, lokantalar sıralanmış.

    Elimizde Agatha Christie’nin bir romanı. Hangisi olduğunu yazmaya gerek yok. Siz anlarsınız. Etrafımızdakilere katil kuşkusuyla bakmaya devam ediyoruz. Allahtan kitap bitmedi ve sonucunu bilmiyoruz(!) derken Viyana’ya geldik.

    Westbahnhof’ta arkadaşımla buluştum. Oradan otele ve bir kahve molası yaptık. Yaklaşık 40 çeşit kahve içme şansınız var. Kahve derken eriyen değil gerçek kahveden söz ediyoruz. Ardından 4. Bölgede yer alan Maria Hilfer Sokağı’na doğru yola çıktık. Birkaç küçük hediyemizi aldık. Tahmin edeceğiniz gibi klasik müzik cdlerini çantamıza yerleştirdik. İyi kayıt edilmiş eserleri her yerde bulmak mümkün olmuyor. Fiyatları uygun.

    Şnitzel yemek için epey zaman var. Geçenlerde bir arkadaşımın hazırladığı “Çakma Gurme” sitesine üye alındığımı gördüm. İlk haber Viyana şnitzelleri üzerine idi. Gerçekten yediklerimle karşılaştırdığımda farkı yakalamak için bir daha gitmem gerektiğine inandım.

    Viyana caddelerinde geziyoruz. Derken yanımızdan bir KTM geçti. “Allahım bu ne güzellik...” demekten kendimizi alamadık. Birden aklıma Hans Trunkenpolz geldi. Sanıyorum Mattinghofen isimli bir kasabada bir tamir ve bakım atölyesi açmıştı. DKW satmaya başlamıştı. Neyse tarihe girmeye gerek yok. Bugüne dönmek daha iyi. Ama ne yaparsınız Mirabell’in ürettiği Kugelnleri yerken aklımız yine KTM’nin bir modeline doğru yöneldi. Neden, çünkü o şirketin ürettiği modellerden birinin adı Mirabell idi…

    Okuyanlarımız ‘bu kadar reklam yeter’ diyebilirler. Alakası yok. Kısa bir seyahat nedeni ile gözümüze ve aklımıza takılanları sizlerle paylaşıyorum. Bize düşen, “Biz neredeyiz?” sorusunu algılayabilmektir.

    Nerede bizim yerli üretimlerimiz? Dergimizde, zaman zaman girişimcilerimizi ve onların ürünlerini, çabalarını okuyoruz. İzliyoruz. Her ne kadar Japon, Alman, Amerikan motorlarına binip gitsek de ne zaman bir marka yaratacağız? Ağlamakla, krize sığınmakla, reklam bulamamakla haşır neşir olmaktansa bir ARGE nasıl kurarız, buna kimleri alırızı tartışmalı ve sonuçlara ulaşmalıyız.
    Satışlar düştü, kurallar ve yaşam şeklimiz motosiklete karşı hâlâ acımasız şekilde duruyor. Her motosiklet kazası gazetelerde iyi bir yer buluyor. Bazılarımız kızacak ama bu haberlere üzülmenin yanında “Bu ülkede motosiklete binenler varmış” deme şansını buluyoruz gibime geliyor. Ama inanılmaz bir atalet içinde olduğumuzu da söylemeden geçemeyeceğim.

    Daha az tüketilen akaryakıt, daha temiz bir çevre, daha az trafik ve neredeyse kalmayan otopark sorunu denilmesine rağmen dümdüz kentlerimizde bile motosikletlilere rastlamayış oluşumuz endişe vericidir. Yeniden yapılanma ve imar hamlelerine girişen kentlerimizin belediye başkanlarını gelecek defa motosiklet kullananların arasından seçelim diyorum.

    Hiç unutmuyorum, birkaç sene önce motosikletle kent turu yaptığımızda, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanımız İbrahim Karaosmanoğlu, önce buna içten içe karşı çıkmıştı. Sonra vatandaşların olağanüstü ilgisi nedeniyle şaşırmış ve dileğimizi kırmayarak pistte motosiklet yarışlarında start vermişti. Halen Kabine Üyeliğini sürdürmekte olan Milli Savunma Bakanımız Vecdi Gönül, açtığımız standı ziyaret ettiğinde, bir arkadaşımızın “tur esnasında dur-kalk’lardan dolayı motorlarımız çok ısındı” demesine karşılık, “Kardeşim, motorcu motoru ısıtmaz, basar gider!” demişti. İşte devlet adamlığı… Hayat böyle bir şey. Her yerde, her görevde olabilirsiniz. Ama yaşamın gerçeği her zaman dilimizin ucundadır. Motorla kalın, onunla yaşayın!


    Prof. Dr. Yavuz Taşkıran