Sürücü Hakları

Konu, 'Motosiklet Şürüş Eğitimi ve Dersleri' kısmında Şenol SEL tarafından paylaşıldı.

  1. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.448
    Beğeniler:
    9.012
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Sürücü Hakları
    Ümit Çiçek (İzmir)'den alıntıdır.

    Motosiklet kullanmaya başladıktan ve ileri sürüş eğitimlerine katıldıktan bir süre sonra arkadaş ve aile gibi ortamlarda yapılan konuşmaların önemli bir bölümünün "Türkiye'de motosiklet kullanmanın ne kadar tehlikeli olduğu" üzerine yoğunlaştığını fark ettim.

    Her fırsatta Türkiye yollarının Avrupa'ya kıyasla kalitesizliğinden; yetkililerin sorumsuzluğu ve vurdumduymazlığı nedeniyle çukur, mıcır, kir, toz, yanlış eğim vb her an her türlü tehlikeyle karşılaşma olasılığından; dört teker sürücülerinin iki teker sürücülerine saygısızlığından; özellikle trafik kanunun iki teker sürücülerini yok saydığından; eğitimsiz motorculardan; pizzacı ve kurye motorlarının yarattığı motosiklet teröründen dem vuruyor, sürekli serzenişte bulunuyoruz.

    Görünüşe göre eli tutulur hiçbir yanı kalmamış bu işin. İstatistiklere göre İngiltere'de bir motosikletin kazaya karışma ihtimali dört tekere göre 30-40 kat daha fazla ise Türkiye'de bunu katla katlayabildiğin kadar.

    Peki, neden, bile bile lades deyip, hala motosiklete binmeye devam ediyoruz?

    Bu kadar kötü şartlarda sürmek zorunda mıyız?..

    * İçinde motosiklet olmayan bir trafik kanunu…
    * Ehliyet kursunun kapısından girilmeden hazırlanılan A2 sınavları…
    * Motoru 25-50 metre sürüklesen alınan ehliyetler…
    * Hayat boyu alınmayan ehliyetler…
    * Motor sürücüsü için ölümcül tehlikeler yaratan mıcır, çakıl, asfalt yamaları…
    * Otoyol ve bölünmüş yollardaki kazalarda metal bariyerlerin ölümlere sebebiyet vermesi…
    * 15-20 yıl önce belirlenmiş ama günümüzde korumaktan ziyade motosikletler için hayati risk yaratan düşük hız limitleri…
    * Şehirlerin trafik sorununa kısa vadede etkili çözüm yaratabilecek bir araç olmasına rağmen şehir merkezlerinde bulunmayan motosiklet park alanları…
    * Şehir merkezlerinde motosikletlerin rahat dolaşımına engel düzenlemeler…
    * Hiçbir standart gözetilmeden ve denetim yapılmadan satılan korumalı aksesuarlar ve özellikle salt cezadan kaçmak için kullanılan, hiçbir koruyucu özelliği bulunmayan kasklar…
    * Avrupa ile kıyaslandığında çok daha fazla bedeller ödenmesine rağmen daha düşük kalite ve profesyonellikte tamir/bakım hizmetleri…
    * Eğitim, bilinçlendirme, bilgilendirme, denetim eksiklikleri…
    * ……

    Gidenlerin ardından ağıt yakarken, yaralanan ve/veya sakat kalan arkadaşlarımıza üzülürken, moralimiz bozulurken bizleri kalitesiz yollara mahkûm eden, yolları korku tünellerine çeviren yöneticilere; yol vermeyen aksine motorları sıkıştıran saygısız dört teker sürücülerine; motosikletin adını lekeleyen pizzacılara, kuryecilere sinkaflı küfürler savurmaktan başka yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?

    Hala sizin için, haklarınız için birilerinin karar vermesini, mücadele etmesini, bir şeyler yapmasını mı bekliyorsunuz? Kim sizin için mücadele edebilir?

    Türkiye Motosiklet Federasyonu, Ana Statüsünün altıncı maddesinin o bendinde "Motosiklet sürücülerinin haklarının korunması, diğer taşıtlara göre özel bir statüye kavuşturulması için kamu/özel her kurum/kuruluşla ve bakanlıklarla görüşmelerde bulunmak, bu konuda eğitim amaçlı panel ve toplantılar düzenlemek" yazmasına rağmen hala sadece motor sporları için kuruldukları konusunda ısrarcı.

    Acaba eğitimli sürücülerin sayısı artmadan, yol ve trafik koşulları düzelmeden, anne-babalar korku içinde motosiklete karşı dururken düzenlenen yarışlara katılacak yarışçılar yetişebilir mi, yarışlara gelecek seyirci bulunabilir mi tekrar oturup düşünmek gerekiyor.

    Geçtiğimiz Temmuz ayında Avrupa Motosiklet Birliği Yol Güvenliği 2009 Kongresi İstanbul'da TMF'nin ev sahipliğinde yapıldı. Dernek adına gurur verici olmakla birlikte ironik olan konu şudur ki "yol güvenliği ve sürücü hakları" konusunda Türkiye'yi temsilen sunumu için OMM kurucusu Paolo Volpara seçildi.

    Bir diğer taraf ise, motosiklet endüstrisi. Avrupa Birliği içerisinde markaların bizzat kendileri ve neredeyse her ülkenin bir markası varken Türkiye'de motosiklet sektörü daha çok ithalat yapan distribütörler eliyle yönlendiriliyor. Türkiye'de motosiklet endüstrisi, Motosiklet Endüstrisi Derneği (MOTED) ve Motosiklet Sanayicileri Derneği (MOTODER) olmak üzere iki dernekle temsil ediliyor.

    MOTED'in geçtiğimiz aylarda "Asıl Motosiklet Kullanmamak Çılgınlık" başlığıyla başlattığı kampanya şüphesiz bir heyecan yarattı. Amaç, motosikletin tehlikeli imajının yerine gayet pratik ve ekonomik bir araç olduğu imajını yerleştirmek. Hedef, ülkemizdeki 1000 kişi başına 25 olan motosiklet sayısını Yunanistan seviyesine 1000 kişi başına 70'e çıkartmak olarak açıklanıyor.

    2009 yılının başında Türk Omurga Derneği'nin yaptığı bir araştırmanın sonuçları yayınlandı. Türk Omurga Derneği ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erol Yalnız, Türkiye'de motosiklet kazaları yaralanmaları konusunda fazla çalışma olmadığı için üniversite olarak 2003-2007 yılları arasında hastaneye tedavi amacıyla gelen 212 motosiklet kazasının profilinin araştırıldığını söyledi.

    Son yıllarda motosiklet kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak motosiklet kazalarında artış görülüyor. İncelenen 212 motosiklet kazasının 106'sında ortopedik, 103'ünde kafatası yaralanması oluştuğu; yaralananların yoğun bakımda ortalama kalış süresinin 8 gün olduğu bildiriliyor. Prof. Dr. Yalnız, "Gerek bu kazaların önlenmesi gerekse kaza sonrası motosiklet sürücülerinin daha az zarar görmesi için trafik denetimleri yoğunlaştırılmalı. Sürücülerin ve yolcularının güvenliği bakımından kask ve diğer korumalı ve görülebilirliği sağlayan ışık yansıtmalı özel giysilerin kullanılması sağlanmalı." diye belirtiyor.

    Bugün itibariyle Türkiye yollarındaki toplam araç sayısı 14 milyon civarında. 2 milyon'un üzerinde motosiklet olmasına rağmen A2 ehliyeti sayısı yalnızca 660 bin civarı. Yani araç/ehliyet oranı dörtte bir. Ciddi bir eğitim almış kişi sayısı ise birkaç bini geçmiyor. Peki, bu kadar ehliyetsiz-eğitimsiz sürücü varken, yolların kalitesi aynıyken, dört teker sürücüleri hala iki tekeri görmezken bu kapsamdaki bir kampanyayla motosikletin tehlikeli olmasının sebepleri ortadan kalkıyor mu? İnsanların korkuları, ailelerin endişeleri gideriliyor mu?

    Ciddi anlamda teori, kapalı alan ve yol sürüş eğitimleri ile desteklenmeyen ve bu eğitimleri verebilecek kalifiye eğitmenleri kapsamayan bir kampanyanın başarılı olması ve kalıcı sonuçlar yaratması mümkün değil.

    Nitekim yurt dışındaki örneklerine baktığımızda İtalya Motosiklet Federasyonu ve Londra Şehir Yönetimi Ulaştırma Departmanı yaptıkları örnek çalışmalarda motosikletin güvenliği ve ulaşımın rahatlaması için yaygınlaştırılmasına dönük kampanyalar düzenlerken verilen ciddi eğitimler sayesinde kaza, ölüm ve yaralanma oranlarında ciddi bir düşüş sağlamışlar.

    Reklamlar, teorik eğitimler ve gözlemli sürüşler (Temmuz 2004-Kasım 2005 arası 5 bin kişiye gözlemli sürüş eğitimi verilmiş) ve sıkı denetimler ile Londra Ulaşım Planı'nın 2003 yılında hayata geçirilmesinden iki yıl sonra şehir merkezinde motosiklet kullanımı %15 artmış; bununla birlikte motosiklet kazaları % 8 düşmüş.

    2003-2016 yıllarını kapsayan ulaşım planın da Londra şehir yönetimi motosiklet kullanımını artıracak altyapıyı tesis edeceğini taahhüt etmiş ve önemli düzenlemeler yapmış. İşte bazı örnekler:

    1-) Trafik ışıklarında sadece motosiklet ve bisikletlere araçların önünde konumlanma imkânı



    2-) Şehir içinde ücretsiz güvenli park alanları



    3-) Sadece otobüslerin kullanımına tahsis edilen şeritlerin motosiklet ve bisikletlere açılması



    Avrupa yollarında 2001 yılında meydana gelen kazalarda 50 bin kişi öldü. Bunun üzerine Avrupa Birliği üyesi ülkeler 2000'li yılların başında bir araya gelerek 2010 yılında bu sayıyı 25 bine düşürmek üzere hedef koydular. Bu hedefe varabilmek için yollarda sürücü dostu yol tasarımları gerçekleştirmekten motosiklet sürüş eğitimlerine ve denetimlere, bilinçlendirme kampanyalarından üreticilerin araçlardaki güvenlik donanımlarını geliştirmesine kadar kapsamlı bir eylem planını uygulamaya koydular. 2005 yılına gelindiğinde kazalarda ölen kişi sayısı 40.000'e indi.

    Örneğin motosikletlerin yol güvenliğini artırmak ve sürücü dostu tasarımlar geliştirmek üzere yol kenarlarındaki metal bariyerlerin ölüm riskini ortadan kaldıracak şekilde 2010 yılından itibaren tüm Avrupa Birliği ülkelerinde elden geçirilmesi kararı alınmış durumda. Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün.

    Ülkemize tekrar dönersek, Ağustos ayının başlarında Adalet Komisyonu üyesi bir milletvekilinin otoyol, duble yol ve şehir içi yollarda araç hızlarının artırılacağına dair açıklaması gazetelerde yer aldı. Aynı gün açıklamayı yapan milletvekilini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki ofisinden arayarak motosiklet hızlarının da bu kapsamda artırılıp artırılmayacağını sormak istedim. Sayın Milletvekilinin yardımcısı çıktı, sorumu not aldı ve bilgilendirileceklerini belirtip telefon numaramı da ayrıca aldı. Ancak ne bir telefon görüşmesi ne de bir bilgilendirme…

    Aynı soruyu İçişleri Bakanlığı'na bilgi edinme yasası kapsamında sorduğumda e-postamı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne yönlendirdiler. Emniyet Genel Müdürlüğünden gelen yanıt: "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile bu kanuna bağlı olarak çıkarılan Karayolları Trafik Yönetmeliğini günümüz şartlarına ve AB mevzuatlarına uyumlaştırma amacıyla kanun ve yönetmelik değişikliği çalışmaları sürdürülmekte olup, söz konusu çalışmalarda konuya ilişkin hükümlere de yer verilecektir."

    Dikkatinizi çekti mi Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yanıtının hiçbir yerinde motosiklet kelimesi geçmiyor. Avrupa Birliği süreci olmasa herhalde kıllarını bile kıpırdatmayacaklar.

    Bunun yanında bazı yerel yöneticilerin tek tük çabaları da gazetelere zaman zaman yansıyor. Tıpkı Aydın'ın Bozdoğan ilçesinde kask takmadığı için polisten ceza yememek uğruna kaçarken kamyon altında kalarak can veren bir lise öğrencisinin ardından Aydın Valiliğinin denetimlerde kasksız sürücülere kask hediye etmesi gibi.

    Ya da Korkuteli Emniyet Müdürlüğünün "yılın en iyi sürücüsü" ödülünde olduğu gibi. Bu ödülün ortaya koyduğu dramatik taraf ise Emniyet Müdürlüğü'nün ilçe bazında yaptığı kapsamlı taramada bugüne kadar hiç kaza yapmamış, hata yapmamış, yayaları görmüş ve hiç ceza yememiş yalnızca bir kişi bulabilmişler?!

    Bu tip örneklere internette göz atarken çok önemli bir haber dikkatimi çekti. Bunu cidden önemsiyorum.

    Antalya'da bir vatandaş özel halk otobüsü sürücüsünün sürekli kural ihlali yaptığı konusunda Antalya İl İnsan Hakları Komisyonu'na başvuruda bulunuyor ve Komisyon yapılan araştırmada sürücünün sürekli kural ihlali yaptığı tespit edilerek insan hakkı suçu işlediğine karar veriliyor ve sürücünün iş akdine son veriliyor.

    Bu haberle birlikte öğreniyorum ki "devlet ve kurumlarının vatandaşa verdiği hizmette meydana gelen aksamalar insan hakkı ihlaline giriyormuş.

    Yazının başındaki soruya dönersek; Sadece motor sporları ile ilgilenen bir federasyon; ticari gelirlerini ön planda tutmak zorunda olan motosiklet ithalatçıları, distribütörleri ve üreticileri; motosiklet ile ilgili bir konuda sorulan soruya içinde motosiklet kelimesi geçmeyen bir yanıt veren ve hizmet kusurları nedeniyle insan hakkı ihlali yapan devlet kurumları.

    Söyleyin sürücü haklarınızı, insan haklarınızı sizin adınıza kim koruyacak ve savunacak?

    Harekete geçmenin zamanı gelmedi mi?..

    Avrupa Birliği içerisinde yapılan ciddi çalışmalara ve motosiklet sürücülerine sağlanan pozitif ayrımcılığa ağzımızın suları akarak bakarken oturup sıranın içimizden bir başkasına gelmesini mi bekleyeceğiz?..
     
    İlhan.Aydınlıoğlu ve Erol bunu beğendi.