Ulaşmak ya da Ulaşamamak…

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Şenol SEL tarafından paylaşıldı.

  1. Şenol SEL

    Şenol SEL Site Müdavimi

    Kayıt:
    27 Şubat 2009
    Mesajlar:
    9.448
    Beğeniler:
    9.012
    Şehir:
    Altıntaş Mudanya - Bursa
    Motosiklet:
    Yamaha
    Sadece ulaşım için kullandığınız araç nedir? Motorunuz mu? Güzel. Arabanız mı? O da olur.



    Ben diyorum ki; motorla, arabayla ulaştığından daha fazla yere ulaşabilir insan. Arabaların girmediği dar yollara, -pek alenen tavsiye edilmese de- trafiğe kapalı olan yollara, yine arabaların giremediği dağ, köy yollarına ve bu tip örnekleri arttırmak mümkün tabii.
    Hatta; o güne kadar yüzünüze bakamayan komşu kızının kalbine, annenizin kabuslarına, ilkokula giden yeğeninizin hayallerine……

    Neşeli bir sabaha uyanmışken, tembelce giyinip atladığını motorla, belki çocukluk günlerine, belki ilk gençlik acemiliğine, belki de yaşlılık günlerine kadar şöyle bir seyahat edebilir insan. Ve döndüğünde nereye gittiğini bile hatırlamayabilir.
    ‘Vay bee! Motorumuz bizi nerelere götürüyormuş meğer’’ yazısı okumayacaksınız.
    Benim bu sefer bahsetmek istediğim aslında hiçbir araçla ulaşamayacağımız yerlerin tam da dibinden geçip gidiyor oluşumuz.
    Bakın yine bu sayıda bir gezi yazısı var. Çok uzaklarda değil, topu topu 400-500 km uzağımızda geçen bir gezi.
    Motorumla rüzgârın, güneşin ve manzaranın keyfini çıkarırken, bambaşka hayatları teğet geçtiğim, fiziken hemen yanında olmaktan daha öteye asla gidemediğim nice durumlara bir örnek. Hoş elbette 40-50 metre yanınızda, tam karşı kapınızda bile hiç içine giremeyeceğiniz hayatlar yok mu? Var tabii. Hani söylerken ağladığımız şarkılar gibi. Bizim anılarımız değil ama sanki biz olabilirmişiz gibi hissettiğimiz şarkılar.
    Kastamonu’nun kırsalında bir yayla köyünde, yeni dostlar edindim. Yanlarında fotoğraf çektirdim. Elma ikram ettiler, yedim. Evlerine davet ettiler, girmedim ama eminim çok iyi misafir ederlerdi. Ama işte o kadar; misafir. Yanından geçip gittiğim ve belki birkaç saat ya da gün misafir olabileceğim o ev, o hayat hiçbir araçla ulaşamayacağım bir yerde duruyor. Fotoğraf çekilirken, elma toplamaktan gelen kadınlardan biri ‘’beni çekmeyin kocamdan dayak yedirteceksiniz bana’’ deyiverince, aynı karede bir kere kesişen hayatlarımızın birbirine uzaklığı kafama dank etti. ‘’Hoşça kal teyzeciğim’’ deyip motoruma binerken belki de aynı yaşlarda olabileceğimiz gerçeği aklımdan geçti.
    Sonrasında, ön cephesi kurutulmuş mısırlarla kaplı bir evin fotoğrafını çekerken, o evin sadece fotoğrafına öylece bakabileceğimi anladım. Evin hanımı çocuklarına mı dizdirmişti mısırları? Yoksa konu komşu hem muhabbet edip hem de hep birlikte mi çalışmışlardı?
    İlkokuldaydım. Grease filmi çok popülerdi. Öyle bir lise dönemi yaşayacağımı düşünmüştüm. Emindim hatta. Nasıl yanından bile geçemeyeceğimin pek farkında değildim. O yaşlarda her yer ve her şey ulaşılabilir görünür ya insana.
    Nedir bu acaba? Hayal edebilmenin keyfi mi? Sana uzak olana merak mı?
    Elbette bunları düşünmek için Kastamonu’ya gitmek gerekmiyor. Bir yere bile gitmek gerekmiyor.
    Her gün televizyonda binlerce kişinin sektirmeden seyrettiği şu diziler mesela. Hayatın içinde geçiyormuş gibi görünüyorlar. En bağımlılık yaratanları; bizim hayatımızın tam dibinden geçip, ama yine de en ulaşılmaz olanları. Kimisini ulaşmayı hayal ederek, kimisini ise ibretle seyrediyoruz. Ama seyrediyoruz.
    Trafikte sıkışıp kaldığımızda, gitmek isteyip de ulaşamadığımızda yaşadığımız o iç sıkıntısı, belki de sadece zaman kaybı yüzünden değildir. Bayağı derinlerde bir yerlerde hiç gidememe korkusundan kaynaklanıyordur belki.
    Telefon ettiğiniz kişi eğer ulaşılamıyorsa ve siz içinizden ‘’haa sinemadadır kapamıştır’’ diyemiyorsanız eğer, o bahsettiğim derinlerden bir sürü şeyin ağırlığı yüzeye çıkıvermiyor mu mesela?
    Kastamonu’da ne tip bir içki var acaba, nasıl bir kafayla ve niye oturup bunları yazdı bu kız diyenler olabilir. Vallahi tadına doyamadığım bir mantar yedim yaylada, zehir etkisi böyle vuruyorsa onu bilemem. Kendi adıma pek de şikâyetçi değilim hani.
    Sadece, nereye ulaştığının, nereye gittiğinden ne kadar bağımsız olduğunu söylemek istedim. Bir de, nereye gidersen git, yanından döndüğün yere her zaman ulaşamadığını.
    Haa sahi bir de yediğim Ispıt otu vardı onun sebebi-hikmetimidir bilemem. Sıkıntı giderip cesaret verdiği söyleniyor ama delirttiğinden pek bahsetmemişlerdi. Bu delilik etkisinin ne kadar süreceğini Ocak ayında anlayacağız artık.

    Burcu Akdemir