kısa hikaye ve şiirleri paylaşmaya ne dersiniz..

agcam

Kıdemli Üye
Kayıt
29 Ocak 2008
Mesajlar
153
Beğeniler
141
Yer
istanbul
#1
Güneşe sordunmu üşüyormuymuymuş
Denize sordunmu çok susamışmı,
Havaya sordunmu bunalmıymış
Birde bana sorki ben ne haldeyim.

Şarkıya sordunmu ne derdi varmış
Atlıya sordunmu nereye koşar,
Sazına sordunmu ne diye ağlar
Birde bana sorki ben ne haldeyim.


Ceyhun sümer.
 
Kayıt
17 Kasım 2007
Mesajlar
228
Beğeniler
96
Yaş
64
#2
FARKINDA MISINIZ?

Mallarımız arttı,keyfimiz azaldı.
Daha büyük evlerde,ama daha küçük ailelerle yaşıyoruz.
Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı.
Diplomamız bol ama sağduyumuz az.
Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı.
İlaçlar çoğaldı,hastalıklar arttı.
Çok para harcıyoruz ama az gülüyoruz.
Akşam geç yatıyor,sabah yorgun kalkıyoruz.
Az kitap okuyor,çok televizyon seyrediyoruz.
Çok konuşuyor ama az gönül veriyor ve bol yalan söylüyoruz.
Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı öğrenemedik.
Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza uğramak için karşı sokağa geçmiyoruz.
Uzaya ulaştık ama kendi iç derinliklerimizden habersiziz.
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik.
Atomu parçaladık,önyargılarımızı yıkamadık.
Çok yazıyor ama az gelişiyoruz.
Daha çok plan yapıyor ama daha az sonuç alıyoruz.
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla.
Gelirimiz arttı,karakterimiz zayıfladı.
Tanıdıklar çoğaldı ama dostlar eksildi.
Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı.
Daha mutlu olmak için somurtarak çalışı-yoruz.
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik.
Ve nihayet;Hayata yıllar ekledik,yıllara hayat katamadık.
 

agcam

Kıdemli Üye
Kayıt
29 Ocak 2008
Mesajlar
153
Beğeniler
141
Yer
istanbul
#3
İstanbul'a Kar Yağıyor


yetmişdokuz kişiydi

sertti soğuktu

İstanbul'a kar yağıyordu

kömür yanıyordu sobalarda

geceleri polisler, bekçiler oluyordu

biz de oluyorduk

ölümüne üşüyorduk ha,

yalan yok, polislerde üşüyordu



onaltı yasındaydım

her şeyi bükecek bileğim vardı

onaltı yasındaydım



aslan gibi ortadaydım

gündüzleri, okulda coğrafya defterimin arkasına

senin için şiirler

geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için

kahrolsun yazacak kadar adamdım

onaltı yasındaydım

ne senin haberin oluyordu şiirlerimden

ne de birileri kahroluyordu

mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden

onaltı yaşındaydım

yalan yok



ben yazmaya böyle başladım

coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti

duvarlarına yüreğimi bıraktığım o evler, birer birer

yıkıldı gitti



şimdi güzel kağıtlara yazıyorum

kocaman laflar ediyorum

marşlar biliyorum

kitaplar okuyorum

koşarak ve ıslanmadan geçiyorum sulardan

koşarak ve ıslanmadan yaşıyorum

bak

İstanbul'u seviyordum

seni seviyordum

dualar öğreniyordum

meydanlarda toplanıp bağırıyordum

herkes gibiydim

herkes kadar cesur

herkes kadar korkak

herkes kadar delikanlı

ve herkes kadar buralı



yetmişdokuz kişiydi

sertti soğuktu

İstanbul'a kar yağıyordu

agzimuizdan dumanlar çıkıyordu konuşurken

halicin arkasında toplanıyorduk

gece adamı içine çekiyordu

biz geceyi içimize çekiyorduk

en güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları

herkes beni seviyordu

en güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa

coğrafya defterimin arkasına

bunu kimse bilmiyordu



sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum

ve hızla kaçıyordum

sizin evin duvarına bir kez olsun

seni seviyorum diye yazamadım

o zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu

dedim ya

yetmişdokuz kişiydi

sertti soğuktu

İstanbul'a kar yağıyordu
ibrahim sadri
 
Kayıt
24 Ekim 2007
Mesajlar
55
Beğeniler
28
#4
Bir genç Kız deLiKanLıya sorar:"Benden hoşlanıyor musun?
"Çocuk" HAyır diye cevap werir.
Kız sOrar:"Beni sevimLİ buluyor musun?
"Çocuk"Hayır" diye cevap werir.
Kız sOraR:"Kalbinde yerim war mı?
"Çocuk"Hayır" diye cevap werir.
Kız soRaR:"Peki gidErsem benim içiN ağLar mısın?
"Çocuk"Hayır diye cevap werir.
Kız üzgün giTmeK üZerE arKasını döNer.
Çocuk oNu kOLLarıNa aLır ve
"Ben sEnden hoşlanmıyorum,sENİ sEViyorUm.
Seni seVimLi değiL başdöndürücü buLuyoruM.
KaLbimDe saNa yer yOk,bEnim kaLbim sENsin
ve SeNin arKanDAn ağLamAm,sEniN iÇin öLürüm dEr...
 
Kayıt
24 Ekim 2007
Mesajlar
55
Beğeniler
28
#5
Bir partide Cok sahane bir kiz gördünüz diyelim. Hemen yanina gidip:
"Harika sevisirim!" derseniz;
Bu, dogrudan pazarlamadir (direct marketing)
Arkadas grubunuzla partide takilirken, arkadaslarinizdan biri kiza gidip sizi gösterip:
"Su cocuk var ya, harika sevisir." derse;
Bu reklamdir
Partide sahane bir kiz gördünüz. Yanina gidip telefon numarasini aldiniz. Ertesi gün kizi arayip dediniz ki:
"Merhaba, harika sevisirim.";
Bu telemarketing'dir.
Partide sahane bir kiz gördünüz. Hemen kravatinizi düzeltip ona bir içki koyarsiniz, ona kapiyi açarsiniz, çantasi duserse hemen davranip yakalar, kendisine verirsiniz. Dolasmayi teklif edersiniz ve dersiniz ki:
"Ha bu arada, harika sevisirim.";
Bu halkla iliskilerdir.
Partide sahane bir kiz gördünüz. Kiz yaniniza geldi ve dedi ki:
"Duydum ki harika sevisiyormussun."
Bu MARKA olmaktir...
 
Kayıt
25 Şubat 2008
Mesajlar
59
Beğeniler
54
#11
Senin ne olduğun benim için hiç önemli diill
Sonuçta gözlerimin sana baktığı kadarsın
Ben o gözleri senden çektiğim an
HOŞ Bİ ANI OLARAK KALIRSIN!!!

Nihayet, bir kalastan geriye talaş,
Bir ömürden geriye telaş kalır.
Bir maden ocağından sonra toz,
Bir ömürden, bir iki siyah beyaz poz kalır...
 
Kayıt
25 Şubat 2008
Mesajlar
59
Beğeniler
54
#12
Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
 

agcam

Kıdemli Üye
Kayıt
29 Ocak 2008
Mesajlar
153
Beğeniler
141
Yer
istanbul
#13
suzan suzi........
Kırklar Dağının Düzü(suzan suzi)

Kırklar dağının düzü
Karanlık bastı bizi
Kör olasın zalım suzan
Ziyaret çarptı bizi evliya

Köprü altı kapkara
Ana gel beni ara
Saçlarıma kumlar doldu
Tarağ getir sen tara
Al tarağı sen tara


Diyarbakır'ın güneybatısında, Dicle Nehri kenarında, Kırklardağı vardır. Bu Kırklardağı'nın arkasında Kırklar Ziyareti vardır. Çocuğu olmayanlar, buraya gelip dilek dilerler.

Bir Süryani zengin ailenin de hiç çocukları olmuyormuş. Kadın, Kırklar Ziyareti'ne gelip dilek dilemiş, adak adamış. Bir kızı doğmuş. Adını Suzi (Suzan) koymuşlar. Her yıl doğum gününde, annesi onu süsler, giydirir ve Kırklar'a götürerek, bir kurban kestirirmiş. Suzan böylesine bin nazlarla büyüyüp, güzel bir genç kız olmuş. Müslüman komşularının oğlu Adil'le, birbirlerine aşık olmuşlar. Yine bir doğum yıl dönümünde, annesi Suzi'yi, hizmetçilerle beraber kurbanını kesmek üzere, Kırklar Ziyareti'ne göndermiş. Arkalarından habersizce Adil de gelmiş. Hizmetçilerin kurban kesme telaşından yararlanan Suzi, Adil'le beraber, dağın arkasına dolanmışlar ve orada sevişmişler. Kırklar Ziyareti, bu beraberliği bağışlamamış ve ziyaret Suzi'yi çarpmış. Kız On Gözlü Köprü'nün orada, Dicle'de boğularak ölmüş. Suzi'nin ölümünden sonra, Adil de aklını yitirmiş
 

pelin

Kıdemli Üye
Kayıt
4 Kasım 2007
Mesajlar
286
Beğeniler
248
#16
Çanakkale Türküsü

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale'den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale'den çıktım başım selamet
Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah
 
Kayıt
25 Şubat 2008
Mesajlar
59
Beğeniler
54
#17
ben su an diyarbakır dayım .. bu türküyü inanılmaz cok severdım . hikayesınıde bılıyordum . fakat . hatırlarmısınız bilmem ,ekmek teknesi diye bi dizi vardı . bu ahmet yenilmez bıde dişçi kız :kızın adı suzan :ermeni ..ve bu yüzden ayrılıyolar . ahmet abi, ne etse olmuyo en son gitti :kirlinin (film deki karakter-kirli-)barakasına ufak el radyosu hafif ayar calıyor . ahmet abi acmış . büyük rakıyı efkarlı ,, arkasın dan radyodan --yavuz bingöl -gırıyor .. kırklar dağının düzü ziyaret çarptı bizi .....ahmet abi bitti !.. dikti kafaya koca 70 liği arkasın dan bırde nara ..offfffff len offfff!! arkasın dan güm gitti.ben ne zaman dınlesem o film in o kısa anları gelir .. cok dokunmustu ..
 

agcam

Kıdemli Üye
Kayıt
29 Ocak 2008
Mesajlar
153
Beğeniler
141
Yer
istanbul
#18
Bu da Geçer Ya Hû!

Dervişin biri,uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır.Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek,yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.
Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir.

Derviş Şakir’in çiftliğine varır.Çok iyi karşılanır,iyi misafir edilir,yer içer, dinlenir.Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır…

Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…”

Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer.Şakir’i hatırlar,bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi,şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.”

Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider,Şakir’i bulur.Eski dostu yaşlanmıştır,üzerinde eski püskü giysiler vardır.Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş,evi yıkılmıştır.Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır.Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır.

Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder.Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme…Unutma,bu da geçer…”

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir.Haddad birkaç yıl önce ölmüş,ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır,kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.

Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…”

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…”

Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar.Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış,Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…

O aralar ülkenin sultanı,kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki ,mutsuz olduğunda umudunu tazelesin,mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın…Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz.Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler.Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur.Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.

‘Buda geçer Ya Hû’ sözünün aslı bundan bin küsür sene önceye , Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar fena bir işe uğradıkları zaman ‘Buda geçer’ manasına gelen ‘k’afto ta perasi’ demektedirler. İbare Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp ‘in niz beguzered’ olur. Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘bu da geçer’ yapılır. Derken tekkelerde ve dergâhlardada benimsenir ve sonuna ‘Ya Allah’ manasına gelen bir ‘Ya Hû’ ilave edilip ‘BU DA GEÇER YA HÛ’ haline gelir…
Hayat inişli çıkışlıdır.Her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkmamalıdır.
 
Kayıt
25 Şubat 2008
Mesajlar
59
Beğeniler
54
#19
SENIN DEGERİNİ HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞTİREMEZ

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı.

Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve $ 20 i yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı şöyle dedi arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötu hissederiz, fakat ne olduğu yada ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz yada pis, hırpalanmış yada kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.

Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız, veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır.

Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil......
 
Kayıt
25 Şubat 2008
Mesajlar
59
Beğeniler
54
#20
yorgun saatler,kendine küsmüş ahir zaman,bir ihanet gecesi
fotograflarda kalan güzel anıları düşünüp iç çekiyorsun ya
boşver,yak bir sigara daha sanki ilk defa mı efkarlanıyorsun gönlüm

en tuzlusundan birkaç damla gözyaşını sızlayan yerinden akıt yaraların üstüne,
avaz avaz haykırışları sal korkusuzca gecenin karanlığına,boşluğuna
onun peşinden sanki ilk defa mı çaresiz kalıyorsun gönlüm

konuş duvarlarla kendi kendine,pencere buğusunda insan suretleri hayal etmeye devam et
şarabı yudum yudum değil,içini yakarcasına yok olurcasına bir seferde bitir
sanki ilk defamı sessiz bir filmin başrol oyuncusu oluyorsun gönlüm

sen ki yalnızlığı hüzünleri sırdaş bildin kendine zifiri gecelerde
yıkılmadın sarsılmadın;seni kınayanlara karşı dik durup merhamet dilenmedin
bir vefasız için sanki ilk defa mı kendinden geçip şarkılara lanet okuyorsun gönlüm

yaralı bir geçmişin önsözüne yaldızlı harflerle yazılan senin adındır unutma
bir hain tarafından puslu bir gecede bıçaklanmadığını bilmeyen yok
yaraların bıraktığı iz ihanetten daha temizdir sen daha iyi bilirsin gönlüm
üzülme sen yalnızlığında bile asil
vazgeçilmez
herkesin sahip olmayacağı bir düşsün…
 
Yukarı Alt